İş İstasyonum - Konya'da iş arıyorum - Konya iş ilanları - işçi aranan siteler - İşveren girişi - Konya temizlik - Konya hasta bakıcı - Konya refakatçı - Konya çocuk bakıcısı - Konya bebek bakıcısı - Konya özel öğretmenler - Konya vasıfsız iş ilanları - Konya eleman - Konya personel - Konya'da deneyimli elemanlar - Konya'da sertifikalı elemanlar - Konya'da tecrübeli elamanlar - Bu gün yayında olan ilanlar
mobile-icon

+(90) 332 353 44 31 +(90) 553 739 50 56 +(90) 552 209 43 63

iş kur

                                        

                                        DÜNYA KADIN HAKLARI GÜNÜ

 

                5 Aralık 1934 tarihinde “Kadınlara Milletvekili Seçme ve Seçilme Hakkı” veren yasanın kabulü ile her yıl “Kadın Hakları Günü” olarak kutlanmaktadır.

Osmanlı Devleti döneminde, toplum hayatındaki rollerini kaybeden Türk kadını, Tanzimat'la birlikte gelişen özgürleşme ve eğitim talepleriyle değişmeye başlamış, Tanzimat Dönemi yazarlarının da, bu taleplerin artması ve ses getirmesinde önemli payı olmuştur. Özellikle 19. yüzyılın sonlarına doğru önemli bir çıkış olarak "Hanımlara Mahsus Gazete" üzerinde durmak gerekir. Kadın yazarların önemli katkıları olarak çıkan bu gazeteye ek olarak birçok entelektüel erkek de kadın özgürleşmesinin gereği üzerinde durmuşlardır. Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halit Ziya Uşaklıgil, Namık Kemal önemli isimlerdir. Kadınlara yönelik yazı ve dergiler de sayıca artmış, okur kitlesi genişlemiştir.

 

Atatürk'ün Türk Kadınına Verdiği Önem

Atatürk'ün Türk toplumunu yüceltme çabaları doğrultusunda, gelenekçi tutumu ortadan kaldırarak yenileşme arayışı içinde, çağın gereğine uygun kurumları, örgütleri yerleştirmek çabasıyla yaptığı inkılaplar, yeni neslin bu çizgide yetişmesi amacını taşıyordu. Bu nesil Türkiye Cumhuriyetini geleceğe taşıyacaktı. Nitekim Atatürk yeni neslin yetişmesi ve eğitiminde birincil rol oynayan Türk toplumunun temeli kabul ettiği aileye ve ailenin de direği olarak gördüğü Türk kadınına çok büyük önem vermiştir. Özellikle hukuk alanında kadınlara geniş haklar tanımıştır. Atatürk, 1923 yılında "...şuna inanmak lazımdır ki dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir" ya da ''...toplumun başarısızlığının asıl sebebi kadınlara karşı olan bilgisizlikten ileri gelir, bir toplumun bir organı faaliyette iken diğer bir organı işlemez ise o toplum felç olur" derken bu yaklaşımını dile getirmektedir. Bu hedef için önemli bir başlangıç olarak 1924 yılında yürürlüğe konulan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim merkezileştirilmiş, aynı zamanda kızlarımıza ilkokul, ortaokul ve yüksekokul öğreniminin kapıları açılmıştır. Bunun anlamı cinsiyet ayrımı gözetilmeden eğitimde eşitlik olanağının yaratılmasıdır.

 

Avrupa Kadınından Önce Türk Kadını

5 Aralık 1934 tarihinde de Türk kadını seçme ve seçilme hakkına sahip olmuştur. Anayasada bu madde yer alırken Atatürk, kadınların haklarını salahiyet ve liyakatle kullanmaları gerektiğini de vurgulamıştır. Türk kadınları pek çok Avrupa kadınından çok önce bu hakka sahip olmuştur. 5 Aralık 1934 günü dünyada kadınların yasal olarak milletvekili seçme ve seçilme hakkına sahip olduğu ülke sayısı 28, bu hakkın kullanıldığı ülke sayısı ise sadece 17 idi. Kadınlar seçme/seçilme hakkına Fransa'da 1944, İtalya'da 1945, Yunanistan'da 1952, Belçika'da 1960 ve İsviçre'de 1971 yılında kavuştular.

    3 ARALIK DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ NEDİR? NEREDEN GELİYOR? NE ZAMAN İLAN EDİLDİ?

Engelli insanların sorunlarına dikkat çekmek ve onları daha iyi anlayabilmek amacı ile belirlenmiş DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ nedir, nereden geliyor, ne zaman edildi?

 

Birleşmiş Milletler’in 1992 yılında almış olduğu karar sonrası “Uluslararası Engelliler Günü” olarak ilan edilen 3 Aralık, o gün itibariyle tüm dünyada engelli insanların sorunlarına dikkat çekmek ve onları daha iyi anlayabilmek amacı ile belirlenmiş bir gün.

 

Bu önemli gün, engelli insanları anlayabilmek açısından oldukça büyük öneme sahip. Çünkü gündelik hayatta karşılaştıkları sorunlar sadece engellilerin değil, hepimizin sorunudur.

 

Bugün gerek sosyal yaşamda gerekse iş yaşamında kendilerine çok zor yer bulan ve yaşamın birçok alanında çeşitli “engeller” ile karşılaşan engelli insanlarımızın farkına varmak ve onlarla birlikte yaşadığımızı unutmamamız gerekiyor. Bu nedenle, fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan tam iyi olma hali olarak tanımlanan sağlığın korunması ve geliştirilmesi için çaba sarf edilmelidir.

 

3 Aralık’ın Dünya Engelliler Günü olarak kutlanması elbette ki çok önemli, ancak engelli vatandaşlarımızı sadece yılda bir gün hatırlamak ve sonrasında unutmak doğru bir yaklaşım değildir. Engelli vatandaşlarımız için, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kamu otoritelerince alınacak önlemlerin, tedbirlerin ve yapılacak organizasyonların, sivil toplum örgütlerini de içine alacak biçimde daha da yaygınlaştırılmasını ve somut adımların atılması gerekmektedir.

   1 ARALIK DÜNYA AIDS GÜNÜ

 

HIV Enfeksiyonu 1980’li yıllardan beri tüm dünyada görülmektedir. Bulaşma yolu ise en sık korunmasız cinsel temas, ikinci olarak ise damar içi madde kullananların ortak paylaştığı enjektörler ile olmaktadır.

 

HIV Enfeksiyonu, tüm yaş gruplarında görülebilmektedir. Hastalığın kesin tedavisi bulunmamakla birlikte uygulanan ilaç tedavileri ile HIV/AIDS hastalığından ölümler azalmaktadır. Bununla birlikte uygulanan ilaç tedavisi bulaşıcılığı da engellemekte, HIV(+) anne ve babadan, HIV(-) bebek doğabilmektedir. Ancak hastalığın aşısı bulunmamaktadır.

 

Önlenebilir bir hastalık olan HIV /AIDS ile mücadelenin en etkili yolu, korunma önlemlerini uygulamaktır. Tek eşliliğin yanı sıra, riskli cinsel temasta doğru kondom kullanımı, hastalığın cinsel yolla bulaşmasına karşı en güvenli ve basit korunma yollarıdır.

 

Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı UNAIDS 2013 yılı raporuna göre; dünyada 2012 yılı içinde yaklaşık 2,3 milyon kişinin HIV’e yakalandığı, 35,3 milyon HIV taşıyıcısının bulunduğu ve 1,6 milyon kişinin AIDSnedeni ile öldüğü tahmin edilmektedir.

 

Ülkemizde de HIV/AIDS hastalığı konusundaki farkındalığın ve test imkânlarının artması ile birlikte, tanı alan HIV/AIDS vaka sayısında göreceli bir artış görülmektedir. Ancak Türkiye hala dünyada HIV/AIDS açısından hastalığın az sıklıkta görüldüğü ülkeler arasında değerlendirilmektedir.

 

Bakanlığımıza 1985’den 2013 yılı Kasım ayına kadar toplam 7050 HIV(+) kişi bildirimi yapılmıştır. Vakaların yaklaşık %73’ünü erkekler oluşturmaktadır. Enfeksiyondan en fazla etkilenenler 40-49 yaş arasındaki kişilerdir. Ülkemizde bildirimi yapılan HIV(+) vakaların yaklaşık %17’si yabancı uyrukludur. Ülkemizde bulaşma en sık cinsel yolla olmaktadır.

 

Bireylerin ayırımcılık ve damgalanmaya uğramalarına engel olmak üzere, birimlerimiz tarafından yapılan bildirimler kodlu bir şekilde yapılmaktadır. Kişilerin bilgileri üçüncü kişiler ile kesinlikle paylaşılmamaktadır.

 

Ülkemizde HIV ile enfekte kişilerin tedavileri, sosyal güvence kapsamında karşılanmaktadır. Sağlık sigorta kapsamında olmayan HIV/AIDS hastalarına sosyal durumları uygunsa yeşil kart sağlanmaktadır.

 

AİDS

 

Türkçesi edinsel bağışıklık yetmezliği sendromu olan AİDS, HIV adındaki mikrobun neden olduğu, kan yoluyla ve cinsel ilişki sırasında bulaşan bir hastalıktır. Bu virüs, vücuda girdiğinde hastalığa karşı direnç göstermemizi sağlayan bağışıklık sistemimizi yok eder. Böylece başka hastalıklara yakalanmamız çok kolaylaşır ve en basit bir soğuk algınlığına bile direnç gösteremeyiz. Hem kadında hem erkekte görülen AİDS, her yaşta ortaya çıkabilir.

 

Fakat bu virüs, vücuda girdikten hemen sonra hastalık görülmez. Ayrıca, bu virüsün vücutta bulunduğunu gösteren herhangi bir şikayet ya da bulgu da yoktur. Ancak yapılan kan tetkikleri sonucu farkedilir. Yaklaşık 10-12 yıl sonra belirtiler görülmeye başlar. Bu zamana kadar kişi, mikrobu başkalarına bulaştırabilir. Ayrıca şunu bilmek gerekir ki, AİDS hastaları için "ölüm" kaçınılmaz bir sondur.

 

İlk olarak ABD'de ortaya çıkan bu hastalık, ülkemizde 1985 yılından itibaren görülmeye başlanmıştır. Ülkemizde, Sağlık Bakanlığının verilerine göre, 1300'e yakın hastanın olduğu saptanmıştır. En çok; İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve Bursa gibi büyük ve turistik yerlerde görülmektedir. Bunun en büyük sebebi de korunmasız cinsel ilişkidir. Hastalığa yakalananların yaklaşık üçte biri kadındır. Ülkemizde heteroseksüel erkeklerde çok görülse de homoseksüel ve biseksüel erkekler, madde bağımlısı kişiler ve hemofili hastalarında da bir hayli fazla görülür. Bir grup hastada ise hastalığın nedeni bilinmemektedir.

 

AİDS NASIL BULAŞIR?

 

AİDS'in üç tane bulaşma yolu vardır:

 

Kanında bu virüsü taşıyan biriyle normal ya da anal ve oral cinsel ilişkiye girilmesi sonucu, özellikle korunmasız bir şekilde cinsel ilişkinin gerçekleşmesiyle HIV virüsü sağlıklı kişiye bulaşır.

 

Hamile ve HIV virüsünü taşıyan anneden bebeğe, gebelikte veya doğumda bulaşabilmektedir.

 

AİDS'li ya da HIV virüsüne sahip kişilerin kanlarına temas sonucu ya da organ nakliyle hastalık ya da virüs bulaşır.

 

AİDS'İN BELİRTİLERİ

 

AİDS'in virüs bulaştıktan yaklaşık 10 yıl sonra ortaya çıktığını söylemiştik. Vücuda giren virüs, kan hücrelerine zarar verir ve yok olmasına neden olur. Bu hücreler yok olmaya başladığında vücudun savunma mekanizması gittikçe azalır ve hastalığa yakalanma ihtimali çok artar.

 

Ateşin yükselmesi, iştahsızlık ve kilo kaybı, vücudun bazı bölgelerinde oluşan uçuk ya da yaralar, akciğer hastalıkları, geceleri terleme, ishal, öksürük ortaya çıkar. Lenf bezleri büyümüştür. Bunların hepsinin olması gerekmez. Bir kaçının bulunması hastalığın düşünülmesi için yeterlidir.

 

AİDS TANISI NASIL KONUR?

 

Eğer vücutta enfeksiyon varsa, ELİSA testi virüsün varlığını tespit etmek için en etkili yöntemdir. Bu testle virüs varlığı saptanmışsa başka testler de yapılması gerekir. Tek başına yeterli değildir. Kesin tanı için anti-hiv testleri yapılır. Ayrıca ELİSA testi negatif çıksa bile 6 ay sona yeniden yapılması gerekir.

 

AİDS TEDAVİSİ

 

Her ne kadar tıpta gelişmeler devam da etse, AİDS'in henüz tedavisi yoktur. Ayrıca bu virüsten koruyacak herhangi bir aşı da geliştirilememiştir. Yine de birkaç ilacın bir arada kullanılması hastanın biraz daha uzun ve rahat yaşam sürmesine yardımcı olmaktadır. Hayat boyu tedavi gerektirir ve hastanın dikkatli bir yaşam sürmesi gerekir. Günümüzde AİDS için kullanılan ilaçlar çok pahalıdır.

 

AİDSTEN KORUNMANIN YOLLARI

 

Cinsel ilişki sırasında mutlaka korunmak gerekir. Herkes bu hastalığa yakalanabildiğinden, mutlaka koruyucu kılıf kullanılmalıdır. Her ne kadar böyle birşeye ihtimal vermiyor da olsanız prezervatif kullanımı çok önemlidir. Güvenli bir cinsel yaşamın gerektirdiklerine mutlaka uymanız gerekmektedir. Bunun için doktorunuzdan çok daha fazla bilgi alabilirsiniz.

 

Bir diğer bulaşma yolu, kan nakli olduğundan, AİDS testi yapılmamış kan asla kullanılmamalıdır. Bu durumda sağlık personeline de çok büyük görev düşmektedir. Kullanılmış ve sterilize edilmemiş cerrahi aletler, şırıngalar, jiletler kesinlikle kullanılmamalıdır. Vücudunuzda bir yara oluştuğunda mutlaka koruyucu bir bantla bunu kapatın.

 

AİDS HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER

 

Aynı tabaktan yemek yemekle, aynı yemek aletlerini kullanmakla bu virüs bulaşmamaktadır. Yanaktan öpüşme, öksürük, ter, sarılma HIV bulaşmaz. Ayrıca bir böceğin sokmasıyla bu hastalığın bulaşmadığı ispatlanmıştır. Yine toplumun bir arada olduğu, kalabalık yerlerde bulunmakla bu virüs bulaşmamaktadır.

 

Bu virüsü taşıyanların ve AİDS hastalarının bunları bilmesi, hastalık hakkında yanlış bilgilerin önlenmesinde ve topluma bu virüsün yayılmasını engellemede yardımcı olacaktır.

 

Zonguldak İl Sağlık Müdürü Ertuğrul Güner

 

"1 Aralık Dünya AIDS Günü" nedeniyle mesaj yayımladı.

 

Güner, yaptığı yazılı açıklamada, HIV virüsünü taşıyan kişiye "HIV pozitif" denildiğini anımsattı.

 

HIV virüsü taşıyan kişilerin henüz hastalığın klinik bulgularını taşımadığını belirten Güner, şunları kaydetti:

 

"Klinik bulguların ortaya çıkması ile artık kişi AIDS hastası olarak kabul edilir. Kavram bütünlüğü sağlamak açısından yaygın olarak HIV/AIDS birleşik terimi kullanılır. Vücudunda HİV virüsü olan herkeste AIDS'e ait hastalık belirtileri görülmeyebilir. Hatta bu belirtisiz süre 15 yıl gibi uzun bir zaman olabilir ve kişi kendini iyi hissedebilir. Ancak mikrobu alan kişi, belirtisi olmasa bile başkalarına bulaştırabilir.

 

AIDS hastası hamilelerin bebekleri de risk altında

 

HIV virüsü kan, organ, doku nakli ile, sterilize edilmemiş (mikroptan arındırılmamış) iğne, enjektör gibi aletlerin ortak kullanılmasıyla da bulaşabilmektedir. Ayrıca jilet, tırnak makası gibi vücutta küçük çaplı kanamalara neden olabilen kişisel eşyaların ortak kullanımından kaçınılmalı. Dövme yapmakta ve kulak deldirmekte kullanılan kanamaya neden olacak aletlerin sterilize edilerek kullanılmasına özen gösterilmelidir. HIV pozitif anneden, gebelikte, doğumda ya da doğumdan sonra emzirme yoluyla bebeğine bulaşabilir."

 

AIDS hastalığının başlıca belirtilerinin, lenf bezlerinde büyüme, ağız ve deride tekrarlayan uçuk, yara ve lekeler, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, gece terlemeleri, kilo kaybı, ishal, öksürük ve fırsatçı bazı enfeksiyon hastalıklarının ortaya çıkması olduğuna dikkati çeken Ertuğrul Günüer, açıklamasında, şu ifadelere yer verdi:

 

Korunmasız ilişki HIV'in yaygın bulaşma yolu

 

"HIV organizma dışında yaşayamayan, dış ortama dayanıksız bir virüstür. HIV pozitif veya AIDS hastalığı olan bir kişinin kullandığı tabak, bardak, çatal, giysiler, havlular, tuvalet, banyo ve yüzme havuzlarının ortak kullanımı, dokunma, sarılma, el sıkışma ile virüs bulaşması söz konusu değildir. Egemen bulaşma yolu salgının başlangıcından bu yana korunmasız cinsel ilişkidir.

 

Sembol kırmızı kurdele

 

Cinsel temasla bulaşmayı önlemek için sadakatin korunduğu evlilik, tek eşlilik, emniyetli cinsel ilişki için kondom kullanılması gereklidir. Başka biriyle ortak enjektör kullanılmamalıdır. Kan verirken ya da alırken, dişçi koltuğunda ve kuaförde kullanılacak aletlerin sterilizasyonundan emin olunmalıdır.Bu hastalık hakkında farkındalık oluşturmak, toplumun bilinçlenmesini sağlamak amacıyla 1 Aralık tarihi tüm dünyada 'Dünya Aids Günü' olarak ilan edilmiştir. AIDS'e karşı farkındalığın uluslararası sembolü kırmızı kurdeledir. "

 

HIV / AIDS Nedir?

 

İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü veya daha bilinen adıyla HIV, bağışıklık sistem hücrelerini hedef alarak enfeksiyon oluşturan ve enfeksiyonun ilerlemesi durumunda Edinilmiş İmmün Yetmezlik Sendromuna (AIDS) neden olabilen bir virüstür.

 

HIV; cinsel yolla, kan ve kan ürünleriyle veya anneden bebeğe bulaşmaktadır. HIV, enfeksiyonlara karşı savaşan bağışıklık sistemi hücrelerine saldırır. Bu hücrelerin kaybı bedenin enfeksiyonlara ve belirli kanser türlerine karşı savunmasız kalmasına neden olur. HIV enfeksiyonu öncesi kendiliğinden iyileşen veya tedavi edilebilen hastalıklar, savunma gücü yetersiz kaldığı için tedavi edilemez hale gelebilmektedir.

 

HIV enfeksiyonu ne kadar yaygındır?

 

80’li yıllarla beraber artışa geçen ve salgınlara yol açan HIV’in; geçmişten günümüze toplam 76 milyon kişinin enfeksiyonuna, 35 milyon kişinin AIDS’e bağlı hastalıklar nedeniyle ölümüne yol açtığı tahmin edilmektedir. 2016 yılı itibariyle dünya üzerinde 36 milyon HIV (+) hasta yaşamaktadır. Bu sayının 2 milyonunun 15 yaş altı çocuklardan oluştuğu bilinmektedir. 2016 yılı içerisinde dünya çapında 1.8 milyon yeni teşhis HIV (+) vakası mevcuttur. Türkiye’de ise 2016 yılına kadar doğrulaması yapılmış 13.518 HIV (+), 1.537 AIDS vakası bildirilmiştir. Sadece 2016 yılı içerisinde 2.470 yeni tanı almış hasta mevcuttur.

 

HIV (+) ne anlama gelmektedir?

 

Özel test metodlarıyla yapılan değerlendirme sonuçlarına göre kişinin HIV ile enfekte olduğu anlamına gelir. Tedavi olunmadığı durumlarda, HIV bağışıklık sistemini tamamen yokedebilir ve enfeksiyon AIDS safhasına geçebilir.

 

HIV nasıl bulaşır?

 

HIV, HIV ile enfekte olmuş bir bireyin vücut sıvılarına temas edilmesi yoluyla bulaşır. Virüs, enfeksiyonun her aşamasında hatta enfekte olmuş; ama hiçbir şikayeti bulunmayan kişilerden de bulaşabilmektedir.

 

Kan

Semen (meni, ersuyu)

Pre-seminal sıvılar (meni gelmeden önceki berrak sıvı)

Vajinal sıvılar

Makat sıvıları

Anne sütü

HIV’in hamilelik sürecinde, doğum esnasında ya da emzirme döneminde kan ve diğer sıvılar yoluyla anneden-bebeğe geçişi virüsün bulaşma yollarındandır.

HIV’den nasıl korunulur?

HIV’in bulaşmasından korunmak için, cinsel ilişki boyunca doğru ve düzenli bir biçimde kondom (prezervatif/kılıf/kaput) kullanmak, cinsel partnerlerin sayısını sınırlamak ve ilaç enjeksiyon ekipmalarını asla paylaşmamak gerekmektedir.

 

Anneden çocuğa HIV bulaşması HIV’in çocuklara bulaşmasının en yaygın yoludur. Hamilelik sürecinde kadınlara ve doğumdan sonra bebeklere verilen HIV ilaçları, anneden çocuğa bulaşma riskini azaltmaktadır.

 

HIV, HIV (+) insanlarla tokalaşarak veya onlara sarılarak, HIV (+) bireylerin kullandıkları tabakları, klozet kapakları veya kapı kolu gibi eşyalarına dokunarak da bulaşmaz. HIV, hava yoluyla, kene, sivrisinek ya da diğer böcek ısırıklarıyla da bulaşmamaktadır.

 

HIV(+) bireylerde belirtiler nelerdir?

 

Kişinin HIV ile karşılaşmasından iki ila dört hafta içerisinde ateş, üşüme, ciltte döküntü ve grip benzeri semptomlar görülebilir. Belirtiler enfeksiyondan sonra birkaç hafta boyunca devam edebilir.

HIV enfeksiyonunun en erken evresi sonrası, HIV çok düşük seviyelerde artmaya devam etmektedir, bu yüzden kronik ishal, hızlı kilo kaybı ve fırsatçı enfeksiyonlar gibi daha ciddi belirtiler yıllarca görülmeyebilir. (Fırsatçı enfeksiyonlar, bağışıklık sistemi zayıflması sonrasında, sağlıklı bağışıklık sistemine sahip insanlardan daha sık veya daha ciddi olarak görülen enfeksiyonlar ve enfeksiyona bağlı kanser türleridir.)Tedavi edilmediği takdirde HIV, genellikle 10 yıl veya daha uzun bir süre sonrasında AIDS’e ilerlemektedir. Bu süre bazı bireylerde daha kısa olabilmektedir.

 

AIDS’te belirtiler nelerdir?

HIV(+) bir kişinin tedavisizlik dönemi sonucunda AIDS olup olmadığını değerlendirmek üzere bazı kriterler mevcuttur.

 

Sağlıklı bir insanda bağışıklık sisteminin durumunu gösteren CD4 hücre sayısı milimetreküpte 500 ila 1,600 hücre arasında değişiklik göstermektedir. Bu seviyenin 200 hücre’den az olması,

Bağışıklık sisteminde önemli rol oynayan CD4+ T hücrelerinin lenfosit olarak adlandırılan diğer bağışıklık sistemi elemanlarına oranının %14 ün altına düşmesi,

Bakteri, parazit, mantar ve virüsler bağlı fırsatçı enfeksiyonların görülmesi,

 

AIDS hastalarında görülen ve tanı koydurucu durumlardır. Bu belirtilere dil üzerinde beyaz tabakalaşma, boğaz ağrısı, baş ağrısı, kuru öksürük, nefes darlığı, ağız, burun, makat veya vajinadan kanama olması, ellerde veya ayaklarda hissizlik, ishal, ateş, gece terlemeleri, kontrolsüz kilo kaybı gibi durumlar eşlik edebilir.

 

HIV/AIDS ile beraber görülen klinik durumlar nelerdir?

 

Dünya Sağlık Örgütü’nün HIV ve AIDS klinik sınıflandırması, hastalığın klinik evreleri ve eşlik eden klinik durumlar ile/ belirtilerin değerlendirilmesiyle yapılmaktadır. Bir bireye HIV bulaşmasını takip eden dönemde meydana gelen enfeksiyon ve devamında hastalığın ilerlemiş 4 klinik evresi olmak üzere toplam 5 evre mevcuttur.

HIV enfeksiyonu, erken dönemde sıklıkla belirti vermeden veya “viral sendrom” adı verilen bir tıbbidurumla seyretmektedir.

 

Klinik evre 1’de bireylerde belirti olmayabilir veya süreklilik gösteren yaygın lenf bezi şişkinliği görülebilir

Klinik evre 2’de açıklanamayan kilo kaybı, tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonları, uçuk, ağız içinde yaralar, tırnaklarda mantar enfeksiyonlarına rastlanmaktadır.

Klinik evre 3’te açıklanamayan şiddetli kilo kaybı, açıklanamayan uzun süreli ishal ve ateş, ağızda kandida (bir tür mantar) enfeksiyonu, akciğer tüberkülozu (verem), açıklanamayan anemi (kansızlık), şiddetli bakteriyel enfeksiyonlar, kronik trombositopeni (kanın pıhtılaşmasını sağlayan hücrelerin azlığı) görülmektedir

Son klinik evre olan 4’te bakteri, parazit, mantar ve virüs kaynaklı fırsatçı enfeksiyonlar ve sistemik enfeksiyonlar HIV/AIDS ile beraber görülürler ve bunlar hastalığın sınıflandırılmasında da kullanılmakta olan klinik durumlardır.

HIV/AIDS teşhisi nasıl konur?

Kan tetkikleri HIV teşhisi için en yaygın test yöntemidir. Bu tetkiklerin temelinde enfekte kişinin kanında virüse karşı oluşturulmuş antikor adı verilen yapıların tespiti bulunmaktadır. HIV’de erken test ve teşhis hayati bir yere sahiptir. Erken teşhis ve ardından doktor gözetiminde kullanılacak olan tedavi ile hastalığın kontrol altına alınması, başkalarına bulaştırılmasının önlenmesi açısından çok önemlidir. Vücudun virüse karşı oluşturacağı antikorların (savaşçı hücreler) 6 haftadan 6 aya kadar bir süre içerisinde oluşmaya başlaması nedeniyle risk altında olduğu düşünülen hastalar takip edilmelidir.

HIV/AIDS teşhisinde,

 

Elisa

Salgı Testi

Virüs Yükü Testi

Western Blot testi yer almaktadır.

HIV’e karşı oluşturulmuş antikorlardaki enzim aktivitesini ölçerek enfeksiyonu tespit eden Elisa testi, teşhiste öncelikle kullanılmakta olan yöntemdir. Elisa testi pozitif olan bir bireyin Western Blot testiyle HIV teşhisi teyit edilmelidir. Elisa testi negatif olan bir bireyde ise HIV enfeksiyonu düşünülüyorsa bir ila üç ay içerisinde test tekrarlanmalıdır. Tükürük testi, kulak temizleme çubuğuna benzer pamuk bir materyalle, yanağın içerisinden sürüntü örneği alınıp, yetkin bir laboratuvar aracılığıyla test edilmesiyle gerçekleştirilir. Virüs yükü testi, genellikle tedavi durum takibi ve HIV enfeksiyonunun erken teşhisi amacıyla kandaki virüs miktarını ölçümleyen yöntemdir. Western Blot, Elisa testi sonrasında teşhisin kesinleştirilmesi amacıyla yapılan doğrulama testidir.

 

Kimler HIV/AIDS testi yaptırmalıdır?

 

Korunmasız cinsel ilişki hikayesi olan,

- Damar içi ilaç bağımlılığı ve ortak enjektör kullanımı olan,

- HIV (+) kişinin partneri olan,

- HIV görülme sıklığının yüksek olduğu ülkede doğmuş ya da yaşamış olan,

- Yüksek görülme sıklığı olan bölgelere seyahat etmiş ya da orada yaşamış olan,

- Gebeler (en erken dönemde),

- Cinsel saldırıya maruz kalanlar,

- Evlilik öncesi (gönüllülük esasına dayalı),

- Tüberküloz (verem), cinsel yolla bulaşan enfeksiyon tanısı almış olan kişiler kontrol amacıyla hekime başvurmalıdırlar.

 

HIV nasıl tedavi edilir?

 

HIV enfeksiyonun tedavisinde virüsün çoğalmasını kontrol eden, antiretroviral tedavi (ART) olarak adlandırılan ilaçlar kullanılmaktadır. ART, HIV’in çoğalmasını önler ve vücuttaki virüs miktarını azaltır. Vücutta daha az virüs yükünün bulunması bağışıklık sisteminin etkinliğinin kuvvetlenmesini ve hastalığın AIDS’e ilerleyişinin önlenmesini sağlar. HIV (+) olan bireylerin mümkün olan en kısa sürede tedaviye başlamaları gerekmektedir.

 

HIV (+) kadınlarda gebelik

 

Gebe olan veya gebe kalmayı planlayan bir kadın; gebelikte, doğumda veya emzirme döneminde bebeğe bulaşma ihtimali olması dolayısıyla HIV enfeksiyonu açısından test edilmelidir. Antiretroviraller adı verilen HIV ilaçlarının kullanılması, enfeksiyonun anneden çocuğa geçişini önleyebilmektedir. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa, bulaşma o kadar etkili şekilde önlemektedir. Bununla beraber HIV (+) bir annenin tedavisinin, doğum döneminde veya doğum sonrasında dahi mümkün olan en erken zamanda başlanmasının bulaşıcılığı önlemede büyük önemi vardır.

 

Antiretroviral tedaviye uyumun önemi nedir?

 

Antiretroviral tedavi, HIV (+) bireylerin daha uzun ve sağlıklı yaşamalarına yardım eden ve yaşam boyu süren bir tedavidir. Ancak antiretroviral tedavinin etkili olması; ilaç uyumuna, ilaçların her gün ve belirtilen şekilde kullanımına bağlıdır. HIV tedavi rejimine uyum, virüsün çoğalmasını ve bağışıklık sisteminde çöküşü önlemektedir. HIV ilaçlarının her gün kullanımı HIV’in bulaşma riskini de azaltmaktadır.                               

                                             24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ

 

                      Pek çok ülkede 1994 senesinden beri UNESCO’nun da önerisi ile 5 Ekim tarihinde kutlanan Öğretmenler Günü, Türkiye’de 24 Kasım tarihinde kutlanır.Kasım ayının en özel günlerinden biri olan Öğretmenler Günü, bu mesleğe hayatlarını adayan, öğrencilerini evlatları gibi gören bütün öğretmenlere teşekkür edilen, minnet duyulan gündür ve farklı ülkeler, bu özel gün için kendilerince anlamlı olan başka tarihleri uygun görmüşlerdir. Bugün dünyada Öğretmenler Günü olarak kutlanan en az 10 ayrı tarih vardır. Öğretmenler Günü bazı ülkeler için resmi tatil olarak kabul edilmiştir ancak ülkemizde resmi tatil kapsamında değildir. Bu anlamlı günde okullarda törenler ve çeşitli kutlamalar yapılır.

Türkiye'de Ne Zaman Kutlanmaya Başlandı?

Türkiye’de Öğretmenler Günü kutlanmaya başlanması UNESCO’nun önerisinden daha önceye dayanır. Bu sebeple onların önerdiği tarihten daha farklı bir tarih kabul edilmesi son derece normaldir. Öğretmenlerin haklarını ve yükümlülüklerine kapsamlı şekilde yer veren Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı’nın yıldönümü olan 5 Ekim tarihini öneren UNESCO’dan tam 13 sene önce Türkiye’de Öğretmenler Günü kutlanıyordu.

Atatürk’ün doğumunun 100. yılı olan 1981 senesinde Türkiye’de ilk kez kutlanan Öğretmenler Günü için bu tarihin belirlenmesinin sebebi de Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği görevini kabul ettiği tarihin 24 Kasım 1928 oluşudur.

Öğretmenlik sadece önceden belirlenen müfredatın öğrencilere anlatılması demek değildir. Öğretmenlik hem eğitimi hem de öğretimi kapsar. Bundan dolayıdır ki okulların ders çizelgeleri “Eğitim ve Öğretim Yılı” için belirlenir.

 

Öğretmenlik mesleğini seçenler bu görevin zorluğunun ve öneminin farkındadır. Öğretmen olmanın aynı zamanda anne ve baba olmak demek olduğunu, öğrencilerinin derlerini dert edinip mutluluklarına sevinmenin bu mesleğin bir gereği olduğunu bilirler. Bu asla zorlama değildir, içten gelir. Çünkü şefkat öğretmenliğin doğasında vardır. Bizlere hayatımızın her alanında rehber olan, ışık tutan öğretmenlerimizin kıymetini yılın her günü bilmemiz gerekir.

 

Öğretmenlerimize ne kadar kıymet verdiğimizi göstermenin bir yolu olarak da yılın en azından bir gününü onlara adarız. Onları mutlu edecek sürprizler yapar, ne kadar sevdiğimizi dile getiririz.       

                                 

                              20 KASIM DÜNYA ÇOCUK HAKLARI GÜNÜ

 

                  Dünya Çocuk Hakları Günü, 1989 yılından bu yana, Birleşmiş Milletler tarafından kabul görmesinin ardından 20 Kasım tarihinde farkındalık yaratmak için kutlanmaktadır. 193 ülke tarafından onaylanan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, kanunen çocukların sahip olduğu eğitim, sağlık, barınma gibi hakların tanımlanmasına olanak sağlamaktadır. İşte, Dünya Çocuk Hakları Günü hakkında merak edilen bazı bilgiler

Dünya Çocuk Hakları Günü evrensel bir nitelik taşımaktadır. 18 yaşın altındakileri kapsayan bu haklar, bazı temel başlıklardan oluşmaktadır. Birleşmiş Milletler tarafından kabul görmesinin ardından her yıl 20 Kasım tarihinde anılan Dünya Çocuk Hakları Günü, temel olarak şu başlıklardan oluşmaktadır;

Ana–babanın rolü ve sorumluluğu; bunun ihmal edildiği durumlarda ise devletin rolü ve sorumluluğu

- Bir isme ve vatandaşlığa sahip olma ve bunu koruma hakkı

- Yaşama ve gelişme hakkı

- Sağlık hizmetlerine erişim hakkı

- Eğitime erişim hakkı

- İnsana yakışır bir yaşam standardına erişim hakkı

- Eğlence, dinlenme ve kültürel etkinlikler için zamana sahip olma hakkı

- İstismar ve ihmalden korunma hakkı

- Uyuşturucu bağımlılığından korunma hakkı

- Ekonomik sömürüden korunma hakkı

- İfade özgürlüğü hakkı

- Düşünce özgürlüğü hakkı

- Dernek kurma özgürlükleri hakkı

- Çocukların kendileriyle ilgili konularda görüşlerini dile getirme hakkı

- Özel gereksinimleri olan çocukların hakları

- Özürlü çocukların hakları

İLK OLARAK KORCZAK TARAFINDAN GÜNDEME GETİRİLDİ

Leh eğitimci Janusz Korczak'ın 1919 yılında yayınlanan "How to Love a Child" (Bir Çocuğu Nasıl Sevmeli) adlı kitabında çocuk haklarından söz etmiş ve konuyu gündeme taşımıştır. Çocuk haklarına dair ilk metin ise 1917 yılında, Ekim Devriminin ardından Proletkult isimli sosyalist kültür örgütünün Moskova Şubesi tarafından "Çocuk Hakları Bildirgesi" ismiyle kaleme alındı.

Resmileşen ilk metin ise 1924 yılında Milletler Cemiyeti tarafından kabul edilen Cenevre Çocuk Hakları Bildirisidir.

Bu bildirge Birleşmiş Milletler tarafından kuruluşunda kabul edilmiş, 20 Kasım 1959 tarihinde Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirisi olarak güncellenmiş ve 20 Kasım 1989 tarihinde daha geniş olan Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile değiştirilmiştir.

                                  MEVLİD KANDİLİ’NİN ANLAMI VE ÖNEMİ

 

                  Mevlit Kandili alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa'nın dünyaya gelişinin yıldönümüdür. Mevlid Kandili Hz. Peygamberin insanlığa sunduğu değerleri anlayıp hayatımızı onun yüce ahlâkıyla güzelleştireceğimiz bir tazelenme mevsimidir.

 

Mevlit Kandili alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa'nın dünyaya gelişinin yıldönümüdür. Mevlid kandili rebîülevvel ayının on ikinci, Regaib receb ayının ilk cuma, Mi‘rac aynı ayın yirmi yedinci, Berat şâban ayının on beşinci, Kadir ise ramazan ayının yirmi yedinci gecesi. Zikredilen rakamlar daima geceden sonra gelen güne aittir.

 

Mevlid kandili Hz. Peygamber’in doğumu münasebetiyle kutlanır. Mevlid kutlamalarını ilk ihdas eden zatın Erbil Atabegi Muzafferüddin Kökböri (ö. 629/1232) olduğu kabul edilir. Bu kutlama için toplananlara mevlid kıssaları okumayı ilk başlatan kişinin ise Mısır Çerkez hükümdarlarından biri veya Mısır Fâtımîleri olduğu söylenir (Ca‘fer Murtazâ el-Âmilî, s. 20). Makrîzî’nin Fâtımî bayramlarıyla ilgili yazdıkları bu konuda onların önceliğini teyit eder mahiyettedir (el-Ħıŧâŧ, I, 490).

 

Osmanlı döneminde mevlid kandillerinde çeşitli kutlama faaliyetleri icra edilirdi. İbnü’l-Hâc gibi bazı fakihler, mevlid münasebetiyle yapılan eğlencelere ve israf olduğu gerekçesiyle çok sayıda kandil yakılmasına karşı çıkmıştır. Süyûtî, mevlid gecelerinde toplu halde Kur’an okunmasını ve Resûl-i Ekrem’e dair sohbetlerin ardından yemek ikram edilmesini bid‘at-ı hasene olarak görmektedir.

 

Bu gece, Yüce Rabbimizin âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa’nın (sas) bir kez daha mevlidi şerifini idrak edeceğiz. Kandiller; ışıklarıyla sadece karanlık gecelerimizi değil, aynı zamanda manevî feyziyle de daralan gönüllerimizi aydınlatan, zihinlerimizi berraklaştıran gecelerdir.

 

Kandiller; öze dönüşün, Yüce Yaratanımıza yürekten yakarış ve yönelişin, günahlarla kirlenmeye yüz tutmuş gönüllerimizi arındırmanın, geçici olanla kalıcı olanı fark etmenin, kalp gözümüzü açıp gönül dünyamızı temizlemenin fırsatı olan, nefsin yanıltıcı arzu ve isteklerinden uzaklaşmanın imkânlarını sunan kutlu zaman dilimleridir.

 

İşte Mevlid Kandili de insanı insan yapan bütün güzelliklerin odaklandığı bir şahsiyet olan rahmet elçisi Hz. Peygamberin doğumunu kutladığımız, onun bireysel ve toplumsal hayatımızı aydınlatan insanlık ve merhametini, insaf ve adaletini, sabır ve metanetini, kerem ve cömertliğini, kısaca insanlığa sunduğu değerleri anlayıp hayatımızı onun yüce ahlâkıyla güzelleştireceğimiz bir tazelenme mevsimidir.

           

                 Mübarek olan veya halkın öyle olduğuna inandığı gecelerin şerefine kandiller yakıldığı ve o gecelerde ibadet ve âdet kabilinden bazı şeyler yapıldığı için o gecelere 'kandil geceleri' denmiş olmalıdır.

Sevgili Peygamberimiz'in (s. a.) dünyaya geldiği gece hiç şüphe yok ki, dünyada yeni bir devrin başladığı gecedir ve rivayetlere göre bu gecenin önemi olağan dışı tabiat olayları ile de belli olmuştur.

                                         16 KASIM DÜNYA ULUSLARARASI HOŞGÖRÜ GÜNÜ

 

                Her zamandan daha çok ihtiyacımız olan hoşgörü yeni bir fikirdir. Hoşgörü kültürel çeşitlilik, farklı yaşam tarzları ve insanlığın farklı ifade biçimlerine saygı gösterilmesine teşvik eder. Giderek daha çok birbirine bağlanan ve çeşitlilik kazanan dünyada tüm insanlık için barış ve gelişim şarttır.

 

             UNESCO 70 yıl önce, bugün Uluslararası Hoşgörü Günü olarak kutlanan 16 Kasım 1945 tarihinde kurulmuştur. UNESCO’nun kuruluş fikri, savaşların ancak insanların birbirini daha iyi tanıması ve verimli kültürel çeşitlilikleriyle onları birleştiren şeylerin ayıranlardan daha fazla olduğunu anlamasıyla engellenebileceğini temel almaktadır. 1995 yılında UNESCO tarafından benimsenen Hoşgörü İlkeler Bildirgesi’nde 20 yıl önce bu ilkeler vurgulanmıştır. Farklı kültür ve kesimlerden insanların var olduğu, fotoğraf ve bilgilerinin yaygınlaştığı küreselleşen dünyada hoşgörü sürdürülebilir vatandaşlığın yapı taşıdır. Hoşgörü farklılıkların sessiz veya pasif olarak kabul edilmesi olmamakla birlikte, temel insan haklarına bağlıdır.

 

           Değişim ve diyalogun kolaylaştırılması sürekli çaba gerektirmekte ancak içe dönük davranışlara neden olan zorluk ve anlayışsızlıklar bunu zorlaştırmaktadır. Bu, önyargıları ve ortak kabul görmüş inanışları sorgulamaya bir çağrıdır. Şiddet içeren aşırılık sosyal medya ve insanlar arasında nefret ve hoşgörüsüzlük mesajları yayarken; insanoğlu dinleri veya geçmişi nedeniyle zulüm, dışlanma veya ayrımcılığa uğrarken; ekonomik krizler sosyal bölünmeyi hızlandırır ve diğerlerinin, örneğin azınlıkların, yabancıların ve göçmenlerin, kabul edilmesinin önünde dururken; hoşgörüye çağrı yapan farklı bir mesaj sunmalıyız. Geçmişten alınan dersleri daha görünür kılmalı ve insanlara diğerlerinin reddedilmesi, ırkçılık ve anti-semitizmin neden olduğu aşırı durumları hatırlatmalıyız. Çeşitlilik, politikalarımızı belirlememiz ve ona uygun davranmamız çağrısında bulunan bir gerçektir. Bunun sağlanması için hoşgörü temel çözümdür. Günümüz dünyası birbirimizi daha iyi anlamamız, hikâyelerimizi paylaşmamız, küresel düzeyde kamusal alanlar yaratmamız, hayat görüşümüzü zenginleştirmemiz ve bakış açılarımızı birleştirmemiz için önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu bizi insanlar arasında eğitimsel işbirliği, kültürlerarası diyalog, bilgi paylaşımı ve bilginin serbest yayılımı yoluyla ahlaki ve entelektüel dayanışmaya davet eder. Hoşgörü barışın inşa edilmesinin aracıdır; zihnimizi diğer dünya görüşlerine açarak yaratıcılığı ve yenilikçiliği ivmelendirir.

 

            UNESCO’nun bu kurucu ilkesi mevzuat ve bildirgelerle karara bağlanmamıştır; hoşgörü kültürünü geliştiren dünya vatandaşlarının günlük çaba ve iradelerine dayanmaktadır. Bugün onları desteklemenin zamanıdır.

 

Irina Bokava

 

UNESCO Genel Direktörü

                                 10 KASIM ATATÜRK’Ü ANMA ANLAM VE ÖNEMİ

 

               10 Kasım anlam ve önemi nedir? Her yıl olduğu gibi bu yıl da 10 Kasım'da Ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk saygı ve özlemle anılacak.Atatürk'ün doğumundan ölümüne kadar olan hayatındaki tüm detayları sayfamızda sizlerle paylaşıyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünün bu yıl 80. yıl dönümü. Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu önder Atatürk'ün ölüm yıldönümü tüm dünyada çeşitli etkinliklerle anılacak.  

 

10 KASIM ANLAMI VE ÖNEMİ

Atatürk’ü Anma Haftası Atatürk Haftası, her yıl 10-16 Kasım tarihleri arasında kutlanmaktadır. 10-16 Kasım tarihlerini kapsayan hafta yüce Türk milletinin fertleri olan bizler için oldukça büyük bir önem taşır. Zira bu hafta Atamızı bizim için yaptıklarıyla ulus olarak andığımız önemli bir haftadır. Şimdi konuyu isterseniz biraz açalım: Her ulusun bir kahramanı vardır. Türk ulusunun en büyük kahramanı Mustafa Kemal Atatürk’tür. Atatürk, padişahın ilgisizliği yüzünden enkaz haline ve işgalci devletler tarafından paylaşılan yurdumuzun, yok edilmek istenen ulusumuzun kurtarıcısıdır. Yüce Atatürk, hayatını ulusunun kurtuluşuna adayan, dünyada eşine az rastlanan liderlerden biridir. Yurdumuzu çağdaş ülkelerin seviyesine çıkarmak için gece gündüz demeden çalışmıştır. Halkın kendi kendini yönettiği cumhuriyet idaresini kurmuştur. Yaşamı süresince yapmış olduğu devrimlerle, ülkemizi çağdaş ülkeler seviyesine ulaştırmıştır.

 

10 Kasım 1938 tarihinde saat dokuzu beş geçe ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk hayata gözlerini yumdu. Atamız her ne kadar aramızdan ayrılsa da yaptığı çalışmalarla, bıraktığı eserlerle, sözleriyle kısacası her şeyiyle bizlerle birlikte sonsuza kadar yaşayacaktır. Yüce Atatürk ‘ün yurdumuz ve Türk ulusu için yaptıklarını anlamak ve anlatmak için onu iyi tanımamız gerekir. Fikirlerinden yararlanılarak geleceğimizin temelini sağlamlaştırmalı, emanet ettiği Türkiye Cumhuriyetini sonsuza kadar yaşatmalıyız.

 

Bu nedenle her yıl 10 Kasım günü Atamızın aramızdan ayrılışı törenlerle hatırlanır ve bu günde Atatürk’ün vatanseverliği, kişiliği, devlet adamlığı, fikirleri ve yurdumuzun kalkınmasındaki çalışmaları anlatılır, yaptıkları kavramaya çalışılır. Onu, her 10 Kasım ‘da fabrikada, okulda, dağda, bayırda, ovada kısacası çağdaş yaşamımızda hissediyor ve görüyoruz. Her yıl 10-16 Kasım tarihleri arasındaki, Atatürk Haftasında Atatürk ün yaşamını anımsarız. Hafta süresince vatanseverliği, kişiliği, devlet adamlığı, fikirleri ve yurdumuzun kalkınmasındaki çalışmalarını anlatır, yaptıklarını kavramaya çalışırız.

 

                ATATÜRK'ÜN HASTALIĞI VE ÖLÜMÜ İLE İLGİLİ BİLGİLER

              

             Atatürk’ün ilk hastalık belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı. 1938 yılı başlarında Yalova’da bulunduğu sırada, ciddi olarak hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara’ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının artmasına sebep oldu. Bu tarihlerde Hatay sorununun gündemde olması da onu yormaktaydı. Güney seyahati hastalığının artmasına sebep oldu. 26 Mayıs’ta Ankara’ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul’a gitti. Doktorlar tarafından, siroz hastalığı teşhisi kondu. Deniz havası iyi geldiği için, Savarona Yatı’nda bir süre dinlendi. Bu durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul’a gelen Romanya kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. 4 Temmuz 1938’de Hatay Antlaşması’nın yürürlüğe girmesi Atatürk’ü çok sevindirip moralini düzeltti.

 

Temmuz sonlarına kadar Savarona’da kalan Atatürk’ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı’na nakledildi. Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O’nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938’de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı. Ekim ayı ortalarında durumu düzelir gibi oldu. Fakat, çok arzuladığı hâlde, Ankara’ya gelip cumhuriyetin on beşinci yıl dönümü törenlerine katılamadı. 29 Ekim 1938’de kahraman Türk Ordusu’na yolladığı mesaj, Başbakan Celâl Bayar tarafından okundu. “Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!” sözü ile Türk Ordusu’nun önemini belirtmiştir. Yine aynı mesajda “Türk vatanının ve Türk’lük camiasının şan ve şerefini, dahilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır” diyerek Türk Ordusu’na olan güvenini belirtmiştir.

 

Atatürk 1 Kasım 1938’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış töreninde de bulunamadı. Hazırladığı açılış nutkunu Başbakan Celâl Bayar okudu. Atatürk bu nutkunda ülkenin imarı, sağlık hizmetleri ve ekonomi konularındaki faaliyetleri açıkladı. Bundan başka eğitim ve kültür konularına da temas edip gençliğin millî şuurlu ve modern kültürlü olarak yetişmesi için İstanbul Üniversitesi’nin geliştirilmesi, Ankara Üniversitesi’nin tamamlanması ve Van Gölü civarında bir üniversitenin kurulması için çalışmaların yapıldığını belirtti. Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının çalışmalarından duyduğu memnuniyeti açıkladı. Ayrıca Türk gençliğinin kültürde olduğu gibi spor sahasında da idealine ulaştırılması için Beden Terbiyesi Kanunu’nun uygulamaya konulmasından duyduğu memnuniyeti belirtti. Atatürk, ölümüne kadar memleket meselelerinden bir an olsun uzak kalmamıştı. Atatürk’ün hastalığı tekrar şiddetlendi. 8 Kasımda sağlığıyla ilgili raporlar yayımlanmaya başlandı. Bütün memleketi tekrar derin bir üzüntü kapladı. Her Türk’ün kalbi onun kurtulması dileğiyle çarpıyordu. Ancak, kurtarılması için gösterilen çabalar sonuç vermedi ve korkulan oldu. Dolmabahçe Sarayı’nda 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu beş geçe, insan için değişmez kanun, hükmünü uyguladı. Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrıldı. Bu kara haberle, yalnız Türk milleti değil, bütün dünya yasa büründü. Büyük, küçük bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak üzere temsilciler göndererek, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna karşı duydukları derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler.

 

16 Kasım günü Atatürk’ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı’nın büyük tören salonunda katafalka konuldu. Üç gün üç gece, gözü yaşlı bir insan seli ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ve bağlılığını ifade etti. Cenaze namazı 19 Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırıldı. On iki generalin omzunda sarayın dış kapısına çıkarılan tabut, top arabasına konularak, İstanbul halkının gözyaşları arasında Gülhane Parkı’na götürüldü. Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına nakledildi. Büyük Ada açıklarına kadar, donanmamız ve törene katılmak için gelmiş olan yabancı gemilerin eşlik ettiği Yavuz zırhlısı cenazeyi İzmit’e getirdi. Burada Yavuz zırhlısından alınan cenaze, özel bir trene kondu. Atalarına son saygı görevlerini yapmak üzere toplanan halkın kalbinde derin bir üzüntü bırakarak Ankara’ya getirilmek üzere hareket edildi. Atatürk’ün vefatı üzerine cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bakanlar, Genelkurmay Başkam, milletvekilleri ile ordu ve devlet ileri gelenleri tarafından karşılanan cenaze, Türkiye Büyük Mîllet Meclisi önünde hazırlanan katafalka kondu. Ankara halkı da onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son görevini yaptı. 21 Kasım 1938 Pazartesi günü, sivil ve askerî yöneticiler ile yabancı devlet temsilcilerinin hazır bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı büyük bir tören yapıldı. Daha sonra Atatürk’ün tabutu katafalkta alınarak. Etnografya Müzesinde hazırlanan geçici kabre kondu.

 Türk milleti daha sonra, bu büyük insana lâyık, Ankara Rasattepe’de bir Anıtkabir yaptırdı. 10 Kasım 1953’te Etnografya Müzesinden alınan Atatürk’ün naaşı Anıtkabir’e getirildi. Burada yurdun her ilinden getirilmiş olan vatan topraklan ile hazırlanan ebedî istirahatgâhına yerleştirildi.   

                                 2-8 KASIM LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR HAFTASI

1. LÖSEMİ NEDİR?

Lösemi, damarlarımızda dolaşan kanın yapım yeri olan kemik iliğinin normal olmayan, kök hücrelerin doğurduğu blast isimli kötü hücrelerce istila edilerek kan yapımının duraklamasıdır. Çocuklarda en sık 2-5 yaşlarında görülmektedir. Tahminen Türkiye?de her yıl 1200-1500 yeni lösemi vakası ortaya çıkmaktadır.

 

2. NORMAL KAN HÜCRELERİ NELERDİR VE İŞLEVLERİ NEDİR?

Normal kan hücreleri temel olarak üç grupta toplanabilir:

-Eritrositler (Alyuvarlar): vücutta dokulara oksijen taşırlar.

-Lökositler (Akyuvarlar): vücudu mikroplara karşı korurlar.

-Trombositler(Kan pulcukları): kanın pıhtılaşmasını sağlar.

 

3. LÖSEMİNİN KEMİK İLİĞİYLE İLİŞKİSİ NEDİR?

Kan hücrelerinin ana yapım yeri kemik iliğidir. Buradaki Ana (kök) hücrelerden çoğalırlar. Kök hücrelerdeki bir bozulma sonucu blast isimli kötü hücreler kan dolaşımıyla yayılırlar.

 

4. BLAST NEDİR?

Blast, lösemi hastalarında görülen kötü huylu hücrelerdir. Kemik iliğinde üretilen blastlar normal kan hücrelerinin üretilmesine engel olur, ama normal kan hücrelerinin yaptığı işleri yapamazlar.

 

5. LÖSEMİ HASTALIĞININ NEDENLERİ NELERDİR?

Tam olarak kanıtlanmış olmasa da genetik bozulmalara yol açan ve günlük hayatta karşılaştığımız kimyasal maddeler, gıdalardaki katkı maddeleri, kullanılan ilaçlar, radyasyonla karşılaşma öyküsü, zehirli gazlar suçlanan faktörler arasındadır.

 

6. LÖSEMİ EN SIK HANGİ YAŞLARDA GÖRÜLÜR?

Her yaşta görülebilmesine karşın, çocuklarda özellikle 2-5 yaş arasında daha sıktır.

 

7. LÖSEMİ KALITSAL BİR HASTALIK MIDIR?

Çok nadir görülen bazı lösemi tiplerinde kalıtsallık (aileden geçiş) söz konusu olsa da, lösemi genel olarak kalıtsal değildir.

 

8. LÖSEMİ BULAŞICI BİR HASTALIK MIDIR?

Lösemi kesinlikle bulaşıcı değildir.

 

9. LÖSEMİ BULAŞICI BİR HASTALIK DEĞİLSE, HASTALAR NEDEN MASKE TAKAR?

Lösemide, lökositlerin sayısının düşük olması nedeniyle vücudu dışarıdan gelecek mikroplara karşı koruyabilecek bir savunma sistemi yoktur ya da zayıflamıştır. Bu yüzden dışarıdan gelebilecek hastalık etkenlerine karşı kendilerini koruyabilmek için maske takmak zorundadırlar.

 

10. LÖSEMİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Lösemi hastalığının belirtileri arasında, yüksek ateş, iştahsızlık, solukluk, lenf bezlerinde büyüme, vücutta kırmızı noktalar görülmesi, burun ve diş eti kanamaları, vücutta morarmalar, kemik ağrıları, zayıflama sıktır. Ama çok değişik başka belirtiler de görülebilir.

 

11. ÇOCUĞUMDA BU BELİRTİLERİ GÖRDÜĞÜMDE NE YAPABİLİRİM?

Lösemi hastalığının yukarıda sayılan belirtilerinin bazıları başka bir çok hastalıkta da görülebileceği için, sözü edilen belirtilerden bir ya da bir kaçını gören ana-babanın yapması gereken şey, en yakın sağlık kurumuna başvurmaktır. Kan tetkikleri yapıldıktan sonra bir hematoloji uzmanına danışmaktır.

 

12. LÖSEMİNİN TANISI NASIL KONULUR?

Tanı uzman doktor tarafından konulabilir. Tanımlamada kullanılan çeşitli tıbbi uygulamalar, temel ve ileri düzey kan ve kemik iliği tahlilleridir.

 

13. ALL ve AML NE DEMEKTİR?

Bu terimler, löseminin türlerinden bazılarının kısaltılmış isimleridir. ALL (akut lenfoblastik lösemi) diğer lösemi tiplerine göre çocuklarda daha sık görülmektedir. AML (akut myeloblastik lösemi) başka bir akut lösemi alt tipidir.

 

14. LÖSEMİ HASTALIĞININ TEDAVİSİ MÜMKÜN MÜDÜR?

Evet, lösemi tedavi edilebilen bir hastalıktır. Örneğin, standart risk AAL?de %91?e varan oranda tam iyileşme sağlanmaktadır. Ama tedavisi oldukça masraflıdır ve uzun sürer.

 

15. TEDAVİ İÇİN GEÇ KALMIŞ OLABİLİR MİYİZ?

Lösemi hastalığı tedavi edilmediğinde çok kötü sonuçlara yol açabilir ama acaba geç mi kaldık diye düşünülmeden hemen bir kuruma başvurulmalıdır.

 

16. LÖSEMİ NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Lösemi, tanı konulduktan sonra uzun süreli bir kemoterapi (ilaç tedavisi) ve sonrasında uzman doktorlarca uygun görülürse %5 oranındaki vakalarda kemik iliği nakli ile tedavi edilir.

 

17. LÖSEMİ TEDAVİSİ NE KADAR SÜRER?

Lösemi alt tiplerine göre değişiklik göstermekle birlikte hastalığın tedavisi ortalama 2-3 yıl kadar sürer.

 

18. LÖSEMİ TEDAVİSİNDE BAŞARI ORANI NEDİR?

Lösemi hastalığının grubuna göre başarı oranı değişmektedir. ALL standart risk grubunda başarı şansı % 91?dir.

 

19. LÖSEMİ TEDAVİSİNDE ÜLKEMİZDE UYGULANAN TEDAVİLER İLE YURTDIŞINDA UYGULANAN TEDAVİLER ARASINDA FARK VAR MIDIR?

LÖSEV-LÖSANTE Çocuk Hastanesi?nde yurtdışında uygulanan tedavi protokolleri uygulanmaktadır. Sonuçlar yurt dışı merkezlerle karşılaştırılmaktadır.

 

20. TEDAVİDE KEMOTERAPİ YANI SIRA NELER ÖNEMLİDİR?

Tedavinin uygun bir merkezde yapılması, temiz ve steril ortamın sağlanması, iyi ve dengeli beslenme ve psikolojik destekler tedavinin başarılı olmasında çok önemlidir.

 

21. KEMOTERAPİNİN YAN ETKİLERİ VAR MIDIR?

Evet. Her ilacın olduğu gibi, lösemi tedavisinde kullanılan ilaçların da yan etkileri vardır. Ağızda yaralar oluşması, bağışıklık sisteminin zayıflaması, kan hücrelerinin sayısının azalması, kanama, ishal gibi yan etkiler görülebilir.

 

22. LÖSEMİ HASTALARININ SAÇLARI NEDEN DÖKÜLÜR?

Lösemili hastalara uygulanan kemoterapi ilaçlarının yan etkilerinden biri de saç dökülmesidir. Tedavinin tamamlanmasıyla, diğer yan etkilerin yanı sıra saç dökülmesi de ortadan kalkar ve saçlar yeniden uzar.

 

23. LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR ENFEKSİYONLARDAN NASIL KORUNABİLİR?

Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta temiz ve hijyenik bir ortam sağlanmasıdır. Örneğin:

-Temiz, iyi pişirilmiş katkı maddesi içermeyen organik besinlerle beslenme

-Kalabalık ortamlardan kaçınma

-Hastalık bulaştırabilecek kişilerle temasın engellenmesi

-Ağız ve vücut temizliği

-Hijyenik ortam

 

24. LÖSEMİLİ ÇOCUKLARA AŞI YAPILABİLİR Mİ?

Lösemili çocukların aşı dahil tüm tıbbi uygulamaları kendi doktorunun kontrolü altında yapılmalıdır. Özellikle, aşı kampanyaları süresince tedavi gören lösemili çocuklara doktoruyla konuşulmadan hiçbir aşı yapılmamalıdır. Kemoterapi süresince rutin çocukluk aşıları yapılmamalıdır.

 

25. ÇOCUĞUMU LÖSEMİDEN NASIL KORUYABİLİRİM?

Ailelerin dikkat etmesi gereken en önemli nokta, çocuklarının olabildiğince dengeli beslenmesini sağlamak, katkı maddesi içeren yiyeceklerden uzak tutmaktır. Kanserojen tüm gıdalar her türlü kanseri oluşturabilirler.

 

26. TEDAVİSİNDE HANGİ İLAÇLAR KULLANILIR?

Kemoterapi adını verdiğimiz ilaçla tedavide birbirinden farklı 10 çeşit kadar ilaç kullanılmaktadır. Bunların bir kısmı da çekirdek yapılarını bozmaktadır.

 

27. BESLENME ÖNEMLİ MİDİR?

Beslenme çok büyük önem taşımaktadır. Kemoterapinin yan etkileri nedeniyle ağızdan beslenme bozulmaktadır. Ayrıca mide barsak sistemini koruyan mukoza hücreleri de yok olmaktadır. Kolay sindirilebilen, kaloriden zengin, steril beslenmeye dikkat edilmelidir.

 

28. TEMİZLİK VE HİJYEN ÖNEMLİ MİDİR?

Lösemili çocukların tedavileri boyunca ağız ve vücut temizlikleri çok önemlidir. Normalde bulunan bakteriler ve fırsatçı mikroorganizmalar vücut direncinin çok düştüğü dönemlerde yaygın enfeksiyonlara neden olular. Yine anal (makad) bölgesinin, el ve ayakların her zaman temiz tutulması gereklidir. Kullanılan çamaşırların, giysilerin, yatak çarşaflarının, havluların, çatal kaşık vs.nin özenle yıkanması ve sık değiştirilmesi gereklidir.

 

29. PSİKOLOJİK DESTEKLERİN ROLÜ VAR MIDIR?

Her şeyde olduğu gibi moral desteği büyük önem taşır. Umudun hep yükseklerde olması zorunludur. Yaşam bağları ne kadar kuvvetli olursa tam iyileşme de o oranda çabucak sağlanır.

 

30. HER LÖSEMİLİ ÇOCUK KEMİK İLİĞİ NAKLİ OLUR MU?

Hayır. Tedavinin son aşamasında gerekli görüldüğü taktirde olur. Bu genelde %5 kadar vakada olabilir. Tabi ki tam uygun vericisi de bulunmalıdır.

 

31. LÖSEMİLİ ÇOCUKLARIN YEMEMESİ GEREKEN GIDALAR NELERDİR?

Turp, ayva, havuç gibi sert yiyecekler; kaynamamış içme suyu tüketmemelidirler. Kızartmalar, turşular, çok baharatlı yiyecekler, kremalar, ketçaplar, mayonezler tercih edilmemelidir. Gıdalar evde pişirilerek hazırlanmalıdır.

 

32. OKULLAR ÇOK KALABALIK ÇOCUK İÇİN SORUN YARATIR MI?

Doktorunun izin vermesi halinde okula gitmelerini öneriyoruz. Okula başladıktan sonra okul müdürü ve öğretmenleri ile vakfımız görevlileri görüşmekte; çocuğun durumu ile ilgili detaylı bilgi vermektedir. Okul çocuklarımızı yaşama bağlamaktadır. Vakfımız bünyesinde lösemili çocuklar için bir okul bulunmaktadır, buraya da gelebilirler.

 

33. KORDON KANI SAKLAMAK NE KADARA MAL OLUR?

İlk alma nakliye ve dondurma işlemi dünya standartlarında 1000-1200 USD civarındadır. Daha sonra yılda 80-100 USD kira ücreti alınmaktadır. Bu konudaki geniş bilgileri KORDON BANKASI bölümümüzden alabilirsiniz.

            

                                                              29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nın Anlam ve Önemi

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet rejimini ilan etmesiyle her yıl 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı olarak Türkiye ve KKTC'de coşkuyla kutlanır. Peki, 29 Ekim'in anlam ve önemi nedir?

22 Ekim 2018 Pazartesi 11:50

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nın Anlam ve Önemi Nedir? Cumhuriyet Nedir?

Cumhuriyetin ilan edildiği 29 Ekim 1923 yılından bu yana kutlanan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı anlam ve önemi nedir? 1923 yılında neler oldu?

 

CUMHURİYET NEDİR?

Cumhuriyet, devleti idare edenlerin seçimle iş başına geldiği yönetim şekline denir. Dünyada birçok devlet cumhuriyet rejimiyle yönetilir. Cumhuriyetle yönetilen ülkelerde egemenlik milletindir ve millet, devleti yönetecek kişileri kendisi seçerek kendi kendini yönetmiş olur.

 

CUMHURİYET BAYRAMI NASIL ORTAYA ÇIKTI?

Bugünkü Türkiye cumhuriyete, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra kavuştu. Tarihin başlarındaki Osmanlı Devleti'nde, bütün yetki padişahın elindeydi. Osmanlı, Birinci Dünya Savaşı'nda yenik düşünce yurdu düşmanlar işgal etti ve Mustafa Kemal, "Ya istiklal, ya ölüm" parolası ile mücadele etti.23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı ve Mustafa Kemal meclis başkanı seçildi. Türk ordusu, İnönü Savaşlarını, Sakarya Meydan Muhaberesi ile Başkomutanlık Meydan Savaşı'nı kazandı. Yunanlılarla ve Birinci Dünya Savaşı'nda savaştığımız devletlerle 24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşması imzalandı. Böylelikle Türkiye'nin bağımsızlığı dünya devletleri tarafından da kabul gördü. Egemenliğine kavuşan Türkiye Büyük Millet Meclisi, 29 Ekim 1923'te cumhuriyeti ilan etti. Devletin adı Türkiye Cumhuriyeti oldu ve Atatürk ise, ilk cumhurbaşkanı olarak göreve başladı. Devlet kanunlarla yönetilmeye başladı.

CUMHURİYET NASIL İLAN EDİLDİ?

29 Ekim, Türkiye Cumhuriyeti'nin resmen kurulduğu tarih olarak her yıl kutlanır. 29 Ekim 1923 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yapılan bir anayasa değişikliğiyle Türkiye'nin yönetim şekli Cumhuriyet olarak belirlendi. Türk milleti için Cumhuriyet Bayramı, milli birlik ve beraberliğin, toplumsal dayanışmanın simgesi olarak kutlanan milli bayramdır. Kurtuluş Savaşı'nın Türk milletinin zaferiyle sonuçlanmasının ardından ortaya çıkan yönetim boşluğunun giderilmesi için yeni bir yönetim biçiminin belirlenmesi şart olmuştu ve Mustafa Kemal ile arkadaşları yaptıkları çalışmalar sonucu Türkiye'nin yönetim şeklinin Cumhuriyet olduğuna karar verdi.

 

29 EKİM 1923 YILINDA NELER OLDU?

İkinci Meşrutiyetin ilanından altı yıl sonra Osmanlı İmparatorluğu'nda, 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı başladı. Dört yıl süren savaş sonunda Osmanlı'nın dahil olduğu ittifak devletleri yenildi. Osmanlı'nın da yenik sayıldığı savaşın sonunda ülkeyi İngilizler, Yunanlılar, Fransızlar, İtalyanlar paylaştı. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a gitti ve orada aldığı karar neticesinde Erzurum'da, Sivas'ta kongreler düzenledi. Mustafa Kemal Paşa "Tek bir egemenlik var, o da Milli egemenliktir. Ülkeyi yine ulusun kendi gücü kurtaracaktır." dedi. Ülkenin dört yanından gelen ulus temsilcileri23 Nisan 1920 günü Ankara'da Büyük Millet Meclisi'nde toplandı. Meclis, Mustafa Kemal Paşa'yı başkan seçerek, onun önderliğinde Büyük Millet Meclisi, Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı başlattı. Her yörede ki efeler, dadaşlar düşmana karşı mücadele ederken, diğer yandan da düzenli ordular İnönü'de, Sakarya'da, Dumlupınar'da savaştı ve zafer elde edildi.

''YARIN CUMHURİYETİ İLAN EDECEĞİZ!''

Zafer üzerine padişah ülkeden kaçtı ve imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile yeni bir devlet kuruldu. Yeni doğan devletin yönetim şekli henüz belirlenmemişti. Büyük Millet Meclisi 11 Ağustos 1923'te ilk toplantısını yaparak, 13 Ekim 1923'te Ankara'yı başkent olarak belirledi. Atatürk, ülkeyi düşmandan arındırıp, sınırları belirledikten sonra hep düşündüğü cumhuriyetin ilanı üzerinde hazırlıklar yapmaya başladı ve 28 Ekim 1923 akşamı yakın arkadaşlarını Çankaya'da yemeğe çağırarak, "Yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz." dedi. Atatürk, 29 Ekim 1923 günü, milletvekilleri ile görüşmesinin ardından hazırlanan Cumhuriyet önergesinin taslağı Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne verildi. Meclis önergeyi kabul ederek, ülkede cumhuriyet yönetimi kuruldu. Atatürk ise kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı oldu.

YAPILAN YENİLİKLER NELER?

Atatürk, Cumhuriyetin ilanıyla, Türkiye'yi çağdaş ve uygar devletler seviyesine ulaştırmak için bir dizi yenilik yaptı. Bu yenilikler; siyasal, bayındırlık, toplumsal, tarım, hukuk, eğitim, sanayi, ekonomi ve ticaret alanlarında yapıldı.   

        NUTUK HAKKINDA BİLGİLER

 

Nutuk yeni Türkiye devletinin yazılan ilk tarihidir. Yazarı Mustafa Kemal Atatürk’tür. Yaptığı tarihi gelecekteki Türk insanına tanıtabilmek amacıyla bu kitabı kaleme almıştır.


Nutuk: Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyet Halk Partisinin 15-20 Ekim tarihleri arasında Ankara da toplanan İkinci Kongresinde okunmuştur. Konuşma otuz altı buçuk saat sürmüştür.


Nutuk 1919’dan başlayarak 1927 ye kadar olan tarih dilimini incelemektedir. Bu dönem üç bölümde ele alınmıştır.


1. Kuva-i Milliye (Ulusal güçler) Dönemi:


Nutukta yeni Türkiye Devletinin kuruluşu anlatılmaktadır. Yeni Türk devletinin kurulmasındaki maksat da şu şekilde açıklanmıştır: Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu da tam bağımsız olmakla sağlanabilir. “Ne kadar zengin olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus uygar insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan ileriye gidemez.” demiştir ve Mustafa Kemal Atatürk şu sözleri söylemiştir “Türkün onuru, kendine güveni ve yetenekleri çok yüksektir. Böyle bir ulus tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.” Diyerek kurtuluş isteyenlerin parolasının “Ya bağımsızlık ya ölüm olduğunu “ söylemiştir.
Burada devlet kurmanın zorlukları görülmektedir. Atatürk Samsun’a çıktığı anda ülkenin genel durumu; Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu topluluk savaşta yenilmiş Osmanlı Ordusu zedelenmiş, koşulları ağır bir ateşkes imzalanmış, ulus yorgun ve bitkin bir durumda, ulusu ve ülkeyi savaşa sürükleyenler yurttan kaçmış, padişah ve halife soysuzlaşmış, kendini ve tahtını koruyacak alçakça önlemler araştırmakta, hükümet yüzsüz, onursuz, korkak, ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta, yurdun dört bir yanındaki topluluklar devletin bir an önce çökmesine çaba harcıyorlardı. Bu şekilde açıkladıktan sonra ulus egemenliğine dayanan kayıtsız şartsız yeni bir devleti kurmak için izlediği politikayı, karşılaştığı güçlükleri bunalımları ve çatışmaları anlatmaktadır. Bu haliyle Nutuk, sömürgeci devletlerin altında yaşayan uluslara kurtuluş yolunu gösteren bir yapıt özelliği taşımaktadır.


2. Türkiye Büyük Millet Meclisi Dönemi:


Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de açılmış ve o günden sonra tüm askeri ve sivil makamların ulusun başvuracağı en yüce katın Meclis olacağını halkına bildirmiş ve Meclis, Mustafa Kemal Atatürk’ün açık ve gizli oturumlardaki bir iki gün süren açıklamaları ve konuşmalarından sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı seçmiştir.


3. Cumhuriyet Dönemi :


Atatürk, İsmet Paşa ile birlikte bir yasa tasarısı hazırladı. Bu tasarıdaki 20 Ocak 1921 tarihli anayasanın devlet biçimini saptar maddelerini değiştirerek birinci maddenin sonuna “Türkiye Devletinin Hükümet biçimi Cumhuriyettir” cümlesini ekleyerek maddeyi değiştirmiştir ve yapılan Meclis toplantısında Anayasanın Değiştirilmesi ile ilgili maddenin görüşülmesi kabul edildi. Toplantı sonunda yasa birçok milletvekilinin “Yaşasın Cumhuriyet” söylemleri ile kabul edildi ve böylece 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilmiş oldu. Daha sonra Cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi. Oylamada Mustafa Kemal Atatürk toplantıya katılan yüz elli sekiz kişinin tümünün oylarını alarak Cumhurbaşkanı seçildi.


Nutuk sömürge ulusların bağımsızlıklarını kazanmaya yardımcı olacak bir program niteliğindedir. Bu eser okunduğunda Türk kurtuluş savaşının bir askeri savaş olduğu kadar bir düşünce savaşı da olduğu görülmektedir.


Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk’ün halkına verdiği bir hesap pusulasıdır. Çünkü ulusal kurtuluş savaşı boyunca o halkıyla birlikte olmuştu ve halkına “Hayat demek savaş ve çarpışma demektir. Hayatta başarı yüzde yüz savaşta, başarı kazanmakla elde edilebilir. Bu da manevi ve maddi güce dayanır. İnsanların uğraştığı tüm sorunlar, karşılaştığı tüm tehlikeler, elde ettiği başarılar toplumca yapılan genel savaşın dalgaları içinde doğar.” Sözlerini söylemiş ve halkından can istemiş, halk seve seve vermiş, mal istemiş, halk seve seve vermiştir. Bunlar nerede, nasıl, niçin, harcanmış ? Nutuk halkın kafasındaki bu sorulara da açıklık getirmiştir.
Türk halkından alınan canın ve malın ülkenin işgalinden, ulusun kölelikten kurtularak onurlu, bağımsız, çağdaş bir devlet ve toplum olarak yaşaması için harcandığını belgeleriyle açıklamaktadır. Atatürk bu eserinde, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını, bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalışmış ve Türk gençliğine bıraktığı kutsal armağanı şu sözlerle noktalamıştır;“ Bu uzun ve ayrıntılı sözlerim tarihe mal olmuş bir devrin öyküsüdür, burada ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtmiş isem kendimi mutlu sayacağım” demiş. Nutuk, yeni Türkiye devletinin nasıl kurulduğunu merak eden tüm insanlarımızın okuması gereken bir başucu eseridir. Bundan dolayı siyasi yaşantımızda olduğu kadar, devlet felsefesinde de kullandığımız en baş eserdir.

 

1 EKİM DÜNYA ÇOCUK GÜNÜ

 

Peki ya hakları neler?

 

 

 

Çocuklarımız, yarının büyükleri, geleceğin güvencesi ve yöneticisidirler. Dünyada, çocukların iyi yetiştirilmesi tüm ulusların ortak sorunudur. Birleşmiş Milletler Örgütü, çocuklar arasında ortak duygular oluşması, ulusların barış içinde yaşama özlemlerinin pekişmesi amacıyla 1954 yılında Ekim ayının ilk Pazartesi gününü Dünya Çocuk Günü ilan etmiştir.

Anne Boyutu yazarlarından Sevgi Özkan yazısında, 1 Ekim Dünya Çocuk Günü ile ilgili şunları yazdı:

"İnsanlığın gelişim aşamasında varılan "haklar" anlayışı ve İnsan haklarının yerleşmesi için çocuk haklarının iyi bilinmesi gerekir. Çocuk Hakları Sözleşmesinde "Çocukların yetişmesinden ve gelişmesinden sorumlu olan büyükler, bu sorumluluklarını en iyi biçimde yerine getirirler" ifadesiyle belirtilenin, aslında çocukların tüm yetişkinlerin sorumluluk alanına girdiği unutulmamalı.Bu nedenle özellikle Çocuk Hakları'nı çocuğun her istediğini yapma hakkı gibi algılayan, Çocuk Hakkı da neymiş diye düşünen veya bu hakları kendi ticari amaçları için kullanarak istismar eden yetişkinler ülkemizin de imza atarak taraf olduğu bu sözleşmeyi iyi okumalılar. Çocuklar da haklarını bilerek büyümeliler. Bu yıl 1 Ekim’e rastlayan Dünya Çocuk Günü'nde çocuk haklarına göz atmak her yetişkinin sorumluluğu olmalı.

İşte devletimizin de imza atarak kendi sorumluluklarını kabul ettiğini bildirdiği,

"Çocuk Hakları Maddeleri:

M.1- Her birey on sekiz yaşına kadar çocuk olarak kabul edilir. Her çocuk vazgeçilmez haklara sahiptir.

M.2- Çocuk Hakları, bütün çocuklar içindir. Doğum yerleri, konuştukları dil ne olursa olsun fark etmez. Büyüklerinin inançları ya da görüşleri nedeniyle hiçbir çocuğa ayrım yapılmaz.

M.3- Çocuklarla ilgili bütün yasa ve uygulamaları oluşturanlar, önce çocukların yararını düşünmek zorundadır. Devlet, çocukların koruma ve bakımını üstlenenlerin sorumluluklarınıyerine getirmeleri için önlemleri alır ve onların sorumluluklarını yerine getirip getirmediklerine bakar.

M.4- ÇHS’de yazılı olan hakların uygulanması için gereken her türlü çabanın gösterilmesi gerekir. Devlet çocukların bu haklardan yararlanmasını sağlar.

M.5- Devlet, hakların uygulanması konusunda çaba gösterirken başta anne baba olmak üzere çocuktan sorumlu olan kişilerin haklarına karşı saygılı olur.

M.6- Yaşamak, her çocuğun temel hakkıdır ve herkesin ilk görevi çocukların yaşamını korumaktır.

M.7- Her çocuğun bir isme ve vatandaşlığa sahip olma hakkı vardır. Devlet, çocuk doğduğunda bu ismi kaydeder ve çocuğa bir kimlik verir.

M.8- Çocuklara verilen isim, vatandaşlık hakkı ve aile bağları korunmalıdır. Tüm bunlar zorla değiştirilemez ve alınamaz, değiştirilmek istenir ya da çocuğun elinden bu haklar alınırsa devlet bu duruma karşı çıkmalıdır.

M.9- Her çocuğun ailesiyle birlikte yaşama hakkı vardır. Anne baba çocuğa bakamıyorsa, çocuk bu durumdan zarar görmesin diye ona başka bir bakım sağlanmalıdır. Bu durumda da her çocuğun, anne ve babasıyla düzenli olarak görüşebilme hakkı vardır.

M.10- Anne babası ayrı ülkelerde yaşayan çocukların aileleriyle birlikte olabilmeleri için devletler kolaylık gösterir.

Tamamını okumak için tıklayınız...

 

                                     AŞURE GÜNÜNÜN ÖNEMİ

"Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.

Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.

Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.

Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.

Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir. (1)

Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

 

                     30 AGUSTOS ZAFER BAYRAMI ÖNEMİ

 

         Herkesin dört gözle beklenen 30 Ağustos Zafer bayramı bugün Türkiye'nin dört bir yanında 30 Agustos Zafer Bayramı kutlamaları başladı. Mustafa Kemal Atatürk bugün 92’nci yıldönümünü kutladığımız 30 Ağustos 1922’deki Büyük Zafer’i, 1924 Dumlupınar konuşmasında şöyle anlatıyordu.

“Ulusal tarihimiz çok büyük, parlak zaferlerle doludur. Ama Türk Ulusu’nun burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir akım vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum.

Türk Devleti’nin, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı. Bu alanda
akan Türk kanları, göklerde uçuşan şehit ruhları, devletimizin, cumhuriyetimizin ölümsüz koruyucularıdır.”

 

                    1071 MALAZGİRT SAVAŞI VE MALAZGİRT ZAFERİ

 

Tarih sayfalarına büyük bir zafer olarak geçen ve Türklere Anadolu'nun kapılarını açan Malazgirt Zaferi'nin 946'ncı yılı çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. İşte Malazgirt Savaşı ve Malazgirt Zaferi'nin detayları...

26 Ağustos 1071 tarihinde Selçuklu Sultanı Alp Arslan çadırından çıktı ve Malazgirt ovasında ordugahına yaklaşık 8 kilometre uzaklıktaki düşman birliklerini tespit etti.

Bizans İmparatoruna savaşı önlemek için elçiler gönderildi ancak Bizans İmparatoru bu hareketi bir korkaklık olarak algıladı ve gelen elçilerin ellerine birer haç tutuşturarak geri gönderdi.

Düşman ordu birliklerinin kendi ordusundan daha fazla olduğunu fark eden Sultan Alp Arslan, savaştan sağ çıkma olasılığının düşük olmasını da göz önünde bulundurarak Türk-İslam adeti olarak kefene benzeyen beyaz kıyafetler giydi ve atının kuyruğunu bağlattı.

Şehit olduğu takdirde vurulduğu yere gömülmek isteyen Alp Arslan, böylece askerlerine savaştan asla kaçmayacağını anlatmış oldu ve askerini cesaretlendirdi.

Cuma namazına imamlık ettikten sonra atına binip ordusunun karşısına çıktı ve moral yükseltici, maneviyat arttırıcı ve cesaret verici kısa ve etkili bir konuşma yaptı. Kur'an-ı Kerim'den ayetler okuyan Alp Arslan, şehitlik ve gazilik makamının da öneminden bahsetti.

Ardından da tamamı Müslüman olan Selçuklu ordusu, savaş pozisyonuna geçerek bekleyişe başladı. Bu esnada Bizans ordusunda da aynı şekilde dinsel ayinler yapıldı ve İmparator Romen Diyojen de en ihtişamlı zırhını giyerek beyaz atına bindi.

Bizans'ın bu savaşı kazanması durumunda Tanrı tarafından şeref, şan, onur ve kutsal savaş sevapları verileceğini ordusuna anlattı. Selçuklu Sultanı Alp Arslan, savaşı kaybetmesi durumunda devletini kaybedeceğini çok iyi biliyordu. Aynı şekilde İmparator Diyojen de Bizans'ın kaybetmesi durumunda da çok büyük güç ve toprak kaybedeceğini biliyordu.

Öğle saatlerinde Türk atlıları toplu ok saldırıları yaparak savaşı başlattı. Türk ordusunda sayısı oldukça fazla olan atlı okçular, Bizans ordusunun bu saldırıda büyük kayıplar vermesine yol açtı. Atlı okçuların saldırısına rağmen savaş düzenini bozmayan Bizans ordusu, saflarını bozmadı.

 

                      SAVAŞI KAZANDIRAN TAKTİK: HİLAL TAKTİĞİ

 

          Ordusuna yanıltıcı bir geri çekilme emri veren Sultan Alp Arslan, arkalarda gizlemiş olduğu küçük birliklerinin yanına doğru çekildi ve Türk ordusunun arka saflarında bir Hilal şeklinde pozisyon aldı.

Türklerin çekildiğini gören İmparator Dijoyen ve ordusu, tuzağa düştü ve Türklerin saldırı gücünü yitirdiğini ve korkarak kaçtıklarını düşündü. Bunun üzerine kaçan Türk ordusunu yakalamak için ordusuna "Saldır" emrini verdi.

 

 

Yan geçitlerde pusu kuran Türk okçuları, Bizans zırhlı birliklerini vurmaya başladı. Kayıplar veriliyordu ancak Bizans ordusu hız kesmeden Türk ordusunun peşinden gitmeye devam etti. Ağır zırhlara sahip olan Bizans ordusu, yavaş kaldığı için Türk ordularını yakalayamadı ve askerler üzerlerindeki zırhın ağırlığından dolayı çok fazla yoruldu ve hızları durma noktasına kadar geldi.

Türk ordusunu yakalama hırsı dinmeyen Diyojen, ordusunun yorulduğunu fark etmedi ve takibe devam etti. Ancak mevzisinden çok ileride olduğunu ve yan saflardaki Türk okçularının askerlerini birer birer vurduğunu çok geç fark eden Diyojen, geri çekilme emri için düşünüyordu.

Tam da bu ikilemdeyken geri çekilen Türk süvarilerinin yönlerini tam Bizans ordusu üzerine geçip hücuma kalkmaları ve geri çekilme yollarının da Türkler tarafından kapatıldığını gören Diyojen, büyük bir panikle ordusuna geri çekilmesi için emir verdi. Fakat çevresini saran Türk ordusu, Bizans askerlerini avcunun içine almış durumdaydı.

Durumu fark eden ve kaçmaya çalışan generalleri gören Bizans askerleri, daha da paniğe kapıldı ve zırhlarını alarak kaçmak için çabaladı. Kaçmak isteyen Bizans askerlerini ustaca kılıç kullanan Türk askerleri karşıladı ve hepsini kılıçtan geçirdi.

 

 

Sivas'ta soydaşlarına yaptıklarının acısını çıkartmak isteyen Ermeni askerleri, her şeylerini bırakıp savaş alanından kaçınca Bizans ordusu için durumun vahameti arttı ve ordusunu kontrol altına alamayan Diyojen, birlikleriyle kaçmaya çalışsa da bu mümkün değildi.

Ardından tam bir mağlubiyet havasına giren Bizans ordusunun çok büyük bölümü, akşam hava kararmadan yok edildi. Savaşta kaçamayan askerler de teslim oldu ve Diyojen omzundan yaralı bir şekilde ele geçirildi.

Tüm dünya tarihi için büyük bir dönüm noktası niteliğinde olan Malazgirt Savaşı, zafer kazanan komutan Alp Arslan'ın yenik İmparator Romen Diyojen'le antlaşma yapmasıyla son buldu. İmparatoru bağışlayan ve ona iyi davranan Sultan antlaşmaya göre İmparatoru serbest bıraktı.

Antlaşmaya göre imparator kendi fidyesi için 1.500.000 denarius, vergi olarak da her yıl 360.000 denarius ödeyecek; ayrıca Antakya, Urfa, Ahlat ve Malazgirt'i de Selçukluya bırakacaktı.

Romen Diyojen ise geri dönmekte iken Anadolu'ya dağılmış ordunun kalanlarından derme çatma bir ordu düzenlemiş ve kendisini tahttan indirenlerin ordularına karşı iki çatışma yapmıştır. Her iki muharebede yenilerek Kilikya'da bir küçük bir kaleye çekildi. Orada teslim oldu; keşiş yapıldı; katır üzerinde Anadolu'dan geçirildi; gözlerine mil çekildi; Proti (Kinalıada)'daki manastıra kapatıldı ve orada birkaç gün içinde yaraları ve enfeksiyon nedeni ile öldü.

 

                     İbn-i Sina Haftası

 

Büyük Türk filozofu, bilgini ve hekimlerin pîri İbni Sînâ 17 Ağustos 980’de Buhara-Afşena kasabasında doğdu.
21 Haziran 1037’de Hemedan’da öldü. Doğumunun 1003. Yıldönümü olan 1983'den itibaren bir hafta süreyle anılmaya başlanmıştır.

İBN-SİNA KİMDİR?


Felsefe, matematik, astronomi, fizik, kimya, tıp ve müzik gibi bilgi ve becerinin çeşitli alanlarında seçkinleşmiş olan, İbn-i Sinâ (980-1037), matematik alanında matematiksel terimlerin tanımları; astronomi alanında ise duyarlı gözlemlerin yapılması konularıyla ilgilenmiştir.

Astroloji ve simyaya itibar etmemiş, Dönüşüm Kuramı'nın doğru olup olmadığını yapmış olduğu deneylerle araştırmış ve doğru olmadığı sonucuna ulaşmıştır. İbn-i Sinâ'ya göre, her element sadece kendisine özgü niteliklere sahiptir ve dolayısıyla daha değersiz metallerden altın ve gümüş gibi daha değerli metallerin elde edilmesi mümkün değildir.                                    

İbn-i Sinâ, mekanikle de ilgilenmiş ve bazı yönlerden Aristoteles'in hareket anlayışını eleştirmiştir. Aristoteles, cismi hareket ettiren kuvvet ile cisim arasındaki temas ortadan kalktığında, cismin hareketini sürdürmesini sağlayan etmenin ortam, yani hava olduğunu söylüyor ve havaya, biri cisme direnme ve diğeri cismi taşıma olmak üzere birbiriyle bağdaşmayacak iki görev yüklüyordu.

İbn-i Sinâ, bu çelişik durumu görmüş, yapmış olduğu gözlemler sırasında hava ile rüzgârın güçlerini karşılaştırmış ve Aristoteles'in haklı olabilmesi için havanın şiddetinin rüzgârın şiddetinden daha fazla olması gerektiği sonucuna varmıştır. Oysa bir ağacın yakınından geçen bir ok, ağaca değmediği sürece, ağaçta ve yapraklarında en ufak bir kıpırdanma yaratmazken, rüzgâr, ağaçları sallamakta ve hatta kökünden kopartabilmektedir; öyleyse havanın şiddeti, cisimleri taşımaya yeterli değildir.
 
İbn-i Sinâ, her şeyden önce bir hekimdir ve bu alandaki çalışmalarıyla tanınmıştır. Tıpla ilgili birçok eser kaleme almıştır; bunlar arasında özellikle kalp-damar sistemi ile ilgili olanlar dikkat çekmektedir. Ancak, İbn-i Sinâ dendiğinde, onun adıyla özdeşleşmiş ve Batı ülkelerinde 16. yüzyılın ve Doğu ülkelerinde ise 19. yüzyılın başlarına kadar okunmuş ve kullanılmış olan "el-Kânûn fî't-Tıb" (Tıp Kanunu) adlı eseri akla gelir.

Beş kitaptan oluşan bu ansiklopedik eserin birinci kitabı, anatomi ve koruyucu hekimlik, ikinci kitabı basit ilaçlar, üçüncü kitabı patoloji, dördüncü kitabı ilaçlarla ve cerrahi yöntemlerle tedavi ve beşinci kitabı ise çeşitli ilaç terkipleriyle ilgili ayrıntılı bilgiler vermektedir.

İbn-i Sinâ'nın söz konusu eseri incelendiğinde, konuları sistematik bir biçimde incelediği görülür. Tarihte ilk defa, tıp ve cerrahiyi iki ayrı disiplin olarak değerlendiren İbn-i Sinâ, cerrahi tedavinin sağlıklı olarak yürütülebilmesi için anatominin önemini özellikle vurgulamıştır. Hayati tehlikenin çok yüksek olmasından ötürü pek gözde olmayan cerrahi tedavi ile ilgili örnekler vermiş ve ameliyatlarda kullanılmak üzere bazı aletler önermiştir.

Gözle de ilgilenmiş olan İbn-i Sinâ, döneminin seçkin fizikçilerinden İbn-i Heysem gibi, Göz-Işın Kuramı'nı savunmuş ve üst göz kapağının dışa dönmesi, sürekli beyaz renge veya kara bakmaktan meydana gelen kar körlüğü gibi daha önce söz konusu edilmemiş hastalıklar hakkında da ayrıntılı açıklamalarda bulunmuştur.

 

RAMAZAN BAYRAMI HAKKINDA ÖNEMLİ BİLGİLER

 

Ramazan Bayramı Hicri takvimine göre Şevval ayının ilk üç gününde ihya edilen dini bir bayramdır. İslam dinine göre Ramazan Bayramı Hicri takviminin dokuzuncu ayı olan Ramazan ayının ardından onuncu ay olan Şevval ayının ilk üç günü içinde kutlanan bir dini bayramdır.

Ramazan bayramını Arapçadaki adı ‘îd el-fitr (Arapça: عيد الفطر) Anlamı ise «Fitre bayramı»dır. Fitre bayram namazından önce verilmesi gereken ve İslam dinince gerekli ( farz) bir ibadettir. Ülkemizde bu bayramda çocuklara şeker hediye edilmesinin gelenek haline gelmiş olmasıdan dolayı Şeker Bayramı da denilmektedir.

Ramazan Bayramının Sabahı Bayram Namazı Kılınır?

Ramazan bayramı, Ramazan ayı boyunca tutulması farz kılınan orucun da sonunu ifade eder. Ramazan ayı bitişiyle oruç da biter ve Ramazan bayramının ilk günü olan Şevval ayının birinci gününde oruç tutulmaz ve tutulması da caiz değildir. Ramazan bayramının bu ilk günün sabahında tüm camilerde bayram namazı kılınır.

 

Ramazan Bayramında Aileler Kaynaşır

                                                                                                                                Ramazan bayramı bütün ailelerin bir araya gelip beraberce eğlendiği, kaynaştığı ve ailenin önemini vurgulandığı bir bayramdır. Bu günlerde bütün insanlar çok özenli giyinirler. Özellikle çocuklar bayramlıklarını giyerler. Ramazan bayramında ailelerin gençleri daha yaşlı olan bireyleri ziyaret ederler ve büyüklerin elleri öpülür. El öpen çocuklara büyükler tarafından harçlık verir. Tatlılar, şekerler, çukulatalar sunulur. Ramazan bayramlarında baklava en çok sevilen ve ikram edilen tatlılardandı. Ayrıca küs olanların bayram sebebiyle barışması da bir bayramın getirmiş olduğu güzelliklerdendir.

Ramazan Bayramı Tatili

Ramazan bayramı boyunca (3 gün) nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkelerde genellikle resmi tatil ilan edilir ve bu tatillerde zikretmiş olduğumuz ziyaretlere eğlencelere yer verilir.

 

 

AREFE GÜNÜ DUA VE ZİKİRLERİ


 Arefe Günü ve Yapılması Gerekenler

Günümüzde arefe, bayramın bir önceki günü olduğu için dünyalık telaşların en yoğun olduğu bir gün olarak yaşanmaktadır. Oysa ki arefe insana verilen en kıymetli vakitlerden biridir.

Arefe, Kurban Bayramından bir önceki gün, hicrî takvime göre Zilhicce ayının 9. günüdür. Başka güne arefe denmez. Ülkemizde Ramazan Bayramının bir önceki gününe de arefe denmiştir. Resulullahın (sav) bildirdiğine göre:

“Günlerin en faziletlisi arefe günüdür. Faziletçe cumaya benzer. O, cuma günü dışında yapılan yetmiş hacdan faziletlidir. Duaların en faziletlisi de arefe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin söylediği en faziletli söz de: Lailahe illallah vahdehu la şerike lehu. (Allah birdir, ondan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur) sözüdür.” (Muvatta, Hacc 246)

Hazreti Aişe (ra) anlatıyor:

“Allah, hiçbir günde, arefe günündeki kadar bir kulu ateşten çok azat etmez. Allah mahlukata rahmetiyle yaklaşır ve onlarla meleklere karşı iftihar eder ve:

“Bunlar ne istiyorlar?” der.” (Müslim, Hacc 436)

Resulullah(sav):

“Arefe gününe hürmet edin! Arefe, Allah’ın kıymet verdiği bir gündür.” diyerek Allahu Teâlâ’nm kıymet verdiği günü hürmet ederek bilinçli bir şekilde yaşamaya gayret etmemizi istemiştir. Hürmet, verilen nimeti idrak etmekle ve verileni bilmekle, görebilmekle başlar. Arefe gününü günahlara girmeden oruçla, duayla, istiğfarla geçirmek kullarını arefe gününde bağışlayacağını müjdeleyen Allahu Teâlâ’ya hürmetin ve şükrün bir ifadesidir. (Deylemi)

Hazreti Ömer (r. a) ile Yahudi arasında geçen konuşmada arefe gününün önemini göstermektedir:

Hazreti Ömer’in halifeliği zamanında Yahudilerden birisi: “Ey Ömer, siz bir âyet okuyorsunuz ki, o âyet bize inseydi o günü bayram olarak kutlardık.” dedi.

O âyet, Maide sûresinin üçüncü âyetiydi. Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştu:

“Bugün, sizin dininizi kemale erdirdim ve size nimetimi tamamladım.”

Bu âyet, hicri onuncu yılda, Veda Haccı’nda, arefe günü olan cuma günü ikindiden sonra, Peygamber Efendimiz Arafat’ta “Adba” adındaki devesinin üzerinde vakfede iken nazil olmuştu. Deve vahyin ağırlığına dayanamayarak yere çökmüştü.

Hz. Ömer’e Yahudiden hangi âyet olduğunu öğrenince şöyle dedi:

“Biz o günü ve o gün bu âyetin Hz. Peygambere (sav) nail olduğu yeri biliriz. Cuma günü arefede bulunuyordu.” demiş ve o günün bayramımız olduğuna işaret ederek arefe gününün önemini belirtmiştir.

Arefe günü, Hazreti Âdem (as) ile Hazreti Havva’nın Arafat’ta buluştukları gündür.

Tevriye, arefe gününden bir önceki güne denir. Peygamber Efendimiz (sav) şöyle, buyurmuştur:

“Tevriye günü oruç tutan ve günah söz söylemeyen Müslüman cennete girer.”

Bugün tutulan oruç, bin gün nafile oruca bedeldir. Aynca geçmiş ve gelecek yılda yapılan tövbelerin kabul olmasına da sebep olur.

Arefe günü oruç tutmak da çok sevaptır. Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:

“Arefe günü oruç tutana, Âdem aleyhisselâmdan, Sûr’a üfürülünceye kadar yaşamış bütün insanların sayısının iki katı kadar sevap yazılır.”

“Arefe günü tutulan oruç, bin günlük nafile oruca bedeldir.”

“Aşure günü orucu bir yıllık, arefe günü orucu da, iki yıllık nafile oruca bedeldir.”

Arefede tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihâd için verilen iki bin ata bedeldir.”

“Arefe günü tutulan oruç, biri geçmiş, biri de gelecek yılın günahlarına kefaret olur.”

Arefe günü özellikle bin adet İhlas okumak büyük zatlar tarafından tavsiye edilmiştir. Hadis-i şeriflerde İhlas sûresini okumanın kul borcu hariç diğer günahların affedilmesine vesile olacağı söylenmiştir.

“Arefe günü Besmele ile bin İhlas okuyanın günahları affedilir ve duası kabul olur.”

“Peygamber (sav) arefe akşamı ümmetinin affedilmesi için dua etti. Duasına, ‘Muhakkak ki ben zalimden başkasını mağfiret ettim.’ diye cevap verildi. ‘Zalimden ise mazlumun hakkını alırım.’ buyruldu. Resul-i Ekrem:

‘Ey Rabbim, dilersen mazluma cennette mükafatını verir zalime de mağfiret edersin.’ diye dua etti ise de Arafat’ta bu duasına Allahu Teâlâ’dan kabul gelmedi. Sabah vakti Müzdelife’de aynı duayı tekrarladı. Bu defa duası kabul edildi. Resulullah memnuniyetinden ve sevincini belli ederek güldü. Bunun üzerine Ebu Bekir ve Ömer (ra):

‘Anam babam size feda olsun, bu saatte siz gülmezdiniz, sizi güldüren nedir?’ diye sordu. Resulullah(sav):

‘Allah’ın düşmanı İblîs, Allahu Teâlâ’nın duamı kabul ederek ümmetimi affettiğini anlayınca toprağı alıp başına çalmaya ve vay sana helak oldun diye feryada başladı. İşte Şeytan’ın görmüş olduğum bu feryadı beni güldürdü, buyurdu.”

Arefe gününe saygılı olmalı, o gün hacılar Arafat’ta vakfe yapıp dua ederken manen onların yanında olduğumuzu hissederek dualarına iştirak edilmelidir. Böyle bir günde bizi günaha sokabilecek her şeyden uzak kalmak gerekmektedir.

“Günümüzde arefe, bayramın bir önceki günü olduğu için dünyalık telaşların en yoğun olduğu bir gün olarak yaşanmaktadır. Oysa ki arefe insana verilen en kıymetli vakitlerden biridir.

Bugünler ibadet ve affedilme günleridir. Hacıların Arafat’ta “Lebbeyk (Buyur Rabbim)” diyerek dil, ırk, ten ayırımı yapılmaksızın bir araya geldiği mahşer gününü hatırlatan, kulluğun Allahu Teâlâ’ya dualarla, telbiyelerle arz edildiği en kıymetli zaman dilimidir. Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:

“Duanın faziletlisi, arefe günü yapılanıdır.” (Beyheki) “Allahu Teâlâ, arefe günü kullarına nazar eder. Zerre kadar imanı olanı affeder.”

Allahu Teâlâ bazı geceler duaların reddedilmeyeceğini Peygamber Efendimize (sav) bildirmiştir.

Rahmet kapılarının açıldığı dört mübarek gece şunlardır :

1- Fıtr (Ramazan) Bayramı gecesi,

2- Kurban Bayramı gecesi,

3- Terviye gecesi (Zilhicce ayının 8. gecesi),

4- Arefe gecesi, (Isfehani)

Arefe gününü ve gecesini ibadetle geçirmek çok faziletlidir. Saadet-i Ebediyye’de arefe gecesini ibadetle geçirenin cehennemden azat olacağı söylenmiştir.

Arefe günü günahlardan uzak kalanın da bağışlanacağı Resulullah (sav) tarafından müjdelenmiştir.

“Arefe günü Resulullahın (sav) yanında bulunan bir genç, kadınları düşünüyor ve onlara bakıyordu. Resulullah (sav) eliyle birkaç defa gencin yüzünü kadınlardan çevirdi. Genç yine onları düşünmeye başladı. Resulullah (sav):

- Kardeşimin oğlu, bugün öyle bir gündür ki, bugünde herkesin kulağına, gözüne ve diline sahip olursa günahları bağışlanır, buyurdu.” (Müsned)

Arefe Günü Yapılması Tavsiye Edilenler :

1- Arefe gününün sabah namazının farzından sonra teşrik tekbirleri getirilmeye başlanmalıdır.

2- Arefe günü oruç tutulmalıdır.

3- Arefe gününe hürmet edilmeli, günaha girmemeye dikkat edilmelidir.

4- Arefe günü çok dua ve istiğfar edilmelidir.

5- Arefe günü 1000 âdet İhlas-ı şerif okunmalıdır.

 

 

Sokak Çocuklarına Şefkat Haftası

 

Çocuk Esirgeme Kurumu, Türkiye’de yoksul ve korunmaya muhtaç çocuklara ve ailelere bakım, eğitim, sağlık, kültür hizmetlerini sistemli bir biçimde sunmak için oluşturulmuş bir kurumdur. Bu kurumun girişimleri ile her yıl Sokak Çocuklarına Şefkat Haftası çeşitli etkinliklerle  kutlanmaktadır. İlk defa 1997’de kutlanmaya başlanan Sokak Çocuklarına Şefkat Haftası her yılın 24 Mayıs–30 Mayıs Tarihleri içine alan günlerde tüm yurtta kutlanmaktadır. 

Hertürlü kötülüğün pençesine yakalanabilecek savunmasızlıkta olan,elinde kitap olması gerekirken sigara veya uyuşturucu olan,gece sıcacık yatağında uyuması gerekirken kaldırım kenarları,köprü altlarında uyuyan,aile olmanın huzuruyla hazırlanmış yemeğini yemesi gerekirken çöp yuvalarında ekmek arayan,anne-baba şefkati görmesi gerekirken istismar edilen bu çocuklar bizim çocuklarımız..

Onların kaderi bu olmamalı,herbirimiz toplumun birer bireyi olarak bu konuda sorumluluk hissetmeliyiz.Onlara şefkatle yaklaşmalı ve topluma faydalı birer birey olarak kazandırmak için elimizden geleni yapmalıyız.



Peki ne yapılabilir?
En önemlisi onları sahiplenmeli,önemsemeli,hoşgörüyle yaklaşmalıyız.Onların bu ortamdan uzaklaştırılabilmesi adına bakımevleri oluşturulup çeşitli dallarda eğitim verilebilir.Bizler toplumun bireyleri olarak onları dışlamadan kazanmaya çalışmalıyız.

 

 

20-26 MAYIS İSTİHDAM HAFTASI




İstihdam kelime anlamı olarak kullanma veya çalıştırma demektir. Bir ülkede, bir

yıldaki ekonomik faaliyetlere katılacak durumda olan insan gücünün kullanılması

veya çalışma derecesi istihdamı göstermektedir. Ekonomik ve

sosyal politikaların temel amaçlarından biri olan istihdam, iktisat ekollerinin de

temel uğraşı alanı olmuştur. Devletin müdahale gerekçelerinden birini oluşturması

nedeniyle, farklı istihdam ekollerinde farklı istihdam teorileri söz konusudur.




İşgücü piyasasına müdahalede kullanılan araçlar çeşitlilik göstermekle birlikte

temelde “aktif” ve “pasif” istihdam politikaları başlıkları içerisinde

şekillenmektedirler.




Aktif İstihdam Politikaları




Aktif istihdam politikaları, işsizlerin iş bulma zorluklarını giderme, yeni istihdam alanları açma, emek arz ve talep dengesini sağlama gibi temel ilkeler üzerine

kurulmuştur. Bir nevi işsizlik öncesi istihdamı koruyucu ve artırıcı politikalar bütünü olarak tanımlayabiliriz. Bu kapsamda aktif istihdam programları; meslek danışmanlığı, kariyer yönetimi hizmetleri, iş arama stratejileri ve çeşitli meslek eğitimlerini içermektedir.




Pasif İstihdam Politikaları




Pasif istihdam politikaları ise işsizliğin olumsuz sonuçlarını telafi etmeyi amaçlayan ve ilgililere belirli bir ekonomik güvence sağlamaya yönelik kısa vadeli programlardır. Bunlar genelde işsizlik sigortası, işsizlik yardımı, iş kaybı tazminatı, kısa dönem ödeneği gibi işlemleri kapsamaktadır.

 

 

19 MAYIS 1919 ÖNEMİ

 

Atatürk Samsun19 Mayıs 1919 Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başladığı gündür. I. Dünya Savaşı sonunda ülkemizin birçok yeri savaşı kazanan devletler tarafından işgal edilmişti. Yurdumuzu bu durumdan kurtarmak için Atatürk, 16 Mayıs 1919’da “Bandırma Vapuru” ile İstanbul’dan Samsun’a hareket etti. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a vardı ve burada Kurtuluş Savaşını başlattı.Üç yıl süren savaşlar sonunda ülkemiz yabancı güçlerden kurtarıldı. 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi. Atatürk’ün, Samsun’a varış tarihi olan 19 Mayıs günü Ata’nın isteği üzerine “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaktadır.

 

 

 

Atatürk Türk gençliğini seviyor, onlara güveniyor ve Türkiye’nin geleceğini onların ellerine bırakmaya çekinmiyordu. Gençliğe bıraktığı bu önemli görevi söylevinde şöyle dile getiriyordu Atatürk: “Ey Türk Gençliği! Birinci ödevin; Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini sonsuzluğa değin korumak ve savunmaktır. Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel senin en değerli güven kaynağındır.”

 

19 MayısAtatürk, “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur!” sözü ile başarılı olabilmenin bir koşulunun da sağlıklı olmak olduğunu, sağlıklı olmak için de spor yapmak gerektiğini vurgulamıştır.

 

Her yıl 19 Mayıs günü Gençlik ve Spor Bayramımız yurdun her yanında spor gösterileri ve törenlerle kutlanır.

 

19 Mayıs; 1981 yılından bu yana “Atatürk’ü Anma Günü” olarak da kutlanmaktadır. Bunun nedeni Atatürk’ün bir söyleşi sırasında: “Ben 19 Mayıs’ta doğdum” demiş olmasıdır.

ARTIK HİÇ KİMSE BAKICISIZ KALMAYACAK..!

SİZE EN UYGUN BAKICI BURADA..!

KONYA"DA 
-YAŞLI HASTA BAKICISI, 
-BEBEK ÇOCUK BAKICISI,
-EVLERE YARDIMCI ELEMANLAR, "TEMİZLİK ELEMANLARI,
-KURUMSAL FİRMALARA PERSONELLER,
-AŞÇILAR,
-ŞOFÖRLER,
-SEKRETERLER,
DAHA BİR ÇOK ALANDA PERSONELİ BİZDEN TEMİN EDEBİLİRSİNİZ..

AYRICA ÇALIŞMAK İSTEYENLERE MÜJDE..!
ARTIK BAKICI TEYZE SİZSİNİZ!
SİZ OLABİLİRSİNİZ..!
LÜTFEN BİZE ULAŞIN..!

ADRES:
Aksinne Mah. Gazhane Sk. No:22/C-4 Meram/Konya
GSM:
0 553 739 50 56
0 552 209 43 63
0 332 353 44 31
Web adresimiz 
isistasyonum.net
E-mail adresimiz
info@isistasyonum.net

 

YAŞ GRUPLARINA GÖRE BEBEK/ÇOCUK BAKIMI

0-3 yaş grubuna doğan bebeklerin bebek hemşiresi veya profesyonel dadı bakmalıdır. Tecrübe çok önemlidir.
0-3 yaş grubu bebeklerin iyi bakıma ihtiyacı vardır. Örneğin;

0-6 Haftalık (yeni doğan); İlk üç hafta istem dışı ses çıkarmalar yani rastgele sesler.
3-6 Ay; Açlık veya rahatsızlığa bağlı ağlamalar. Başkaların çıkarttığı seslere tepkili cevap verirler. Mutlu bebek cıvıldar. Onunla konuşan kişiye bakar.
6-9 Ay; Duyduğu sesleri taklit eder ve tekrarlar. Konuşan kişiyi gözleriyle ararlar. İsmi söylendiğinde sesin geldiği yöne doğru bakar, hece tekrarları yapar.
9 – 12 Aylık bebekler; Heceler bebekler için diğer insanlarla iletişim ve etkileşim kurmanın yoludur. Anlamsız ama akıcı cümleler kurar. Bu bebek dilidir.
1 -2 Yaş Dönemi; Nesnelere işaret eder. Anne, baba, abba, abi gibi kelimeler kurar.
18 Aylıkken en az 10 sözcük kullanması beklenir. 2 yaşında ise en az 50 kelime kullanır.
2 – 3 Yaş Dönemi: 5 vucut organını bilir. Lütfen ya da teşekkür ederim der. Resimli hayvanları tanır. “Annem nerede” gibi 2-3 kelimeli cümleler kurabilir.

Çocuk gelişimini desteklemek için çocuğun isteklerine, ilgi alanına, zevk aldığı ilgi alanlarına önem vermek ve takip etmek gerekir.
0 – 3 yaş yeme, içme alanı gelişim basamakları

0 -3 aylık bebek biberonunu veya anne memesini görünce hareketlenir. Elini kolunu sallar, kaşık veya biberon yaklaşınca ağızını açar.
3 – 6 ylık; Açlığını belli eder. ellerini annesinin memesine uzatır veya biberonunu tutar. Püre, lapa halindeki yiyecekleri emer ve yutar.
6 – 9 Aylık; Yardımla bardaktan su içer. Pütürlü püre halindeki yiyecekleri ağzında ezer ve yutar. Bisküvileri yer.
9 – 12 Aylık; Kaşıkla ağızına yiyecekleri götürmeye çalışır, ısırır.
12 – 15 Aylık; Bardaktan yardımsız su içer ama dökerek. Kaşığıyla kendi kendine yemek yer.
18 – 24 Aylık; Dökmeden bardaktan su içebilir ve kaşıkla yemek yer.
2 – 3 Yaşında; Kamışla meyve suyu vs. içer ve yiyecekleri çatalla yemeye başlar.

1-3 Yaş Arası Giyinme Becerileri
12 – 15 Aylık; Şapkasını, ayakkabılarını ve çoraplarını çıkarabilir.
15 – 18 Aylık; Kollarını ve bacaklarını hareket ettirerek giyinmeye yardımcı olur, şapkasını takar.
18 – 24 Aylık; Giyisilerini çıkartabilir ve giyinebilir.
2 – 3 Yaşında; Çoraplarını, ayakkabılarını, pantolonunu ve kazağını giyebilir.

1-3 Yaş arası hijyen becerileri

18 – 23 Aylık; Altı ıslandığında haber verir, ellerini yıkamayı bilir.
24 – 29 Aylık; Tuvaletini geldiğini belli eder, çişini tutup söyleyebilir.
30 – 35 Aylık; Tuvalette pantolununu kendi başına indirebilir, kakasını tutup, söyleyebilir. Kendi kollarını, bacaklarını yıkar, yardımla dişlerini fırçalar.

OYUN;Çocuklar için oyun çok önemlidir. Oyunun önemi, çocukların hoşça vakit geçirmeleri için yapılır. Oyun akranlarıyla bağı güçlendirir.
Sosyal, duygusal gelişimi ilerletir. Keşfetme davranışını güçlendirir.
Oyunun önemi; çocuklar oyun yoluyla gerçek yaşamda gözlemledikleri nesneleri, olayları deneyerek tatbik eder. Böylelikle uygulayarak öğrenme fırsatı kazanmış olurlar. Oyunun doğasında deneme, yanılma yöntemi sayesinde öğrenirler.



İŞ İSTASYONUM ÖZEL İSTİHDAM BÜROSU OLARAK KONYADA HİZMETİNİZDEYİZ..!

Hastalarınıza yaşlılarınıza bebek ve çocuklarınıza kendi yakınımız gibi bakacak kişileri sizin için buluyoruz..

Çiftliklere ve villalara yardımcı aile hizmetleri

 

Villa veya çiftliğin özellikleri, iş beklentileri ve aranılan nitelikler göz önünde bulundurularak gelen talep doğrultusunda yatılı veya gündüz olmak üzere aile hizmeti desteği sağlanır.

Evinizin ya da Villanızın işlerinde en iyi şekilde size yardımcı olacak eşler.

Bu konuda tecrübeli, güvenilir gerektiğinde referans verebilirler.

 

Görev Tanımları

 

Günlük Ev işlerinin (Yemek-temizlik-ütü-çamaşır vs.) tamamını yapılması,

Bahçe ve dış mekân bakımının yapılması,

Alış veriş işlerinin yapılması,

Çalışma Şekli Yatılı

 

Yatılı tam zamanlı haftada bir gün 24 saat izin kullanırlar aile ile yapılan anlaşma gereği hafta içi veya hafta sonu izin kullanılır.

 

Çalışma Şekli Gündüzlü

 

Günde 8 veya 9 saat çalışırlar – Cumartesi veya Pazar izin kullanırlar.

 

Talebinizin firmamızca alınması

İş istasyonum profesyonellerinin talep sahipleriyle temasa geçerek aranılan bilgi beceri ve yetkinlikleri belirlemesi

Elaman bilgi bankasından beklentilere uygun adayların tespit edilmesi

Adayların talep sahiplerine teklifi ve uygun bulunması halinde tarafların görüşmelerinin sağlanması.

Görüşme sonucunda tarafların anlaşması halinde diğer prosedürler tamamlanması.

Elemanın gerekli güvenlik soruşturması ve sağlık raporunun alınarak iş başı yaptırılması

 

Takip süreci ile danışmanlık hizmetinin 3 ay olarak devam etmesi

Ev İşlerine Yardımcı Hizmetleri

 

Personel seçiminde aradığınız kriterler göz önünde bulundurularak bu konuda deneyimli olan elemanları talep sahipleri ile görüştürerek en uygun elemanın seçiminde danışmanlık hizmeti verilmektedir.

 

Ev işlerinde size yardımcı olarak ihtiyaçlarınıza tam cevap vermek üzere bilgilendirilmiş yardımcılar. Güvenilir, referans verebilecek, işlerinde tecrübeli eleman hizmetlerimiz bulunmaktadır.

 

Görevleri

 

Günlük ev işlerinin tamamını yapmak (Yemek, Ütü, temizlik, çamaşır, bulaşık)

 

Çalışma şekli

 

Yatılı tam zamanlı haftada bir gün 24 saat izin kullanırlar aile ile yapılan anlaşma gereği hafta içi veya hafta sonu izin kullanılır.

 

Gündüz hafta içi veya talebiniz doğrultusunda hafta sonu cumartesi dahil çalışır. Pazar günü izin kullanır.

 

Part-time, haftanın belli gün ve ya saatlerinde talebinize göre hizmet verir.

 

İşlem Süreci

 

Talebinizin firmamızca alınması

Personelle  temasa geçerek aranılan bilgi beceri ve yetkinliklerin belirlemesi

Eleman bilgi bankasından beklentilere uygun adayların tespit edilmesi

Adayların talep sahiplerine teklifi ve uygun bulunması halinde tarafların görüşmelerinin sağlanması.

Görüşme sonucunda tarafların anlaşması halinde diğer prosedürler tamamlanması.

Elemanın gerekli güvenlik soruşturması ve sağlık raporunun alınarak iş başı yaptırılması

 

Takip süreci ile danışmanlık hizmetinin 3 ay olarak devam etmesi

 

A) Evde veya hastanede hemşirelik hizmetleri

 

Konusunda uzman hemşirelerle; özenli bakım ve şefkate her zamankinden daha çok gereksinim duyulan yaşlılık ve hastalık dönemlerinde ilgi ve sevgiyi bilinçli bakım hizmeti ile bütünleştirerek sunmaktayız.

Bilinçli bakım ve ilgi ile psikolojik bedensel iyileşme süreci hızlanacak hastanız kontrol altında sağlığına kavuşacaktır.

 

Evde hemşirelik hizmetlerinde amaç

 

Hastanede başlamış tedavinin evde sürdürülmesi

Hastanede cerrahi veya dahili tedavi uygulanmış hastanın hastanede kalış süresinin doktor onayı ile kısa tutularak, aynı standartların evde sürdürülmesi

Hastanın hastane enfeksiyonlarından korunarak evde iyileşme sürecinin hızlandırılması.

 

Evde kronik hasta takibi

 

Genellikle klinik durumu bozuk, felç veya kanser gibi uzun süreli bakım ve tedavi gerektiren hastalara daha rahat edebilecekleri kendi ev ortamlarında hemşirelik hizmeti sağlanması.

Bu hizmet evde sürekli, süreli veya kısa süreli hemşire viziteleri ile gerçekleştirilir.

 

B) Evde veya hastanede hastabakıcı hizmeti

 

İyileşme sürecine girmiş ve klinik tablosu düzelmiş hastalara, evde ve hastanede hastabakıcı desteği sağlanır

 

Bu hizmetler talebi karşılamaya yönelik, yatılı, gündüzlü veya yarı zamanlı olarak verilmektedir…

GÜNLÜK EV TEMİZLİĞİNİN PÜF NOKTALARI

Kötü kokular

Evinizdeki kötü kokulardan kurtulmak için bazı önlemler alabilirsiniz. Örneğin sigara kokusunu gidermek için salonun bazı yerlerine birer tabak içinde sirke koyun. Çöp torbasından yayılan kötü kokular için kutuya limon kabuğu ve buz parçaları koyun.

Toz alırken

Zeminin tozunu almak istediğiniz zaman bir gazete kâğıdını kenarlarından ıslatın ve yere bastırın. Sonra kâğıdı katlayın. Tozdan böylece kurtulursunuz. Tahta döşemelerin tozunu almak için gazete kâğıdı çok kullanışlıdır.

Mürekkep lekeleri

Duvardaki mürekkep lekelerini çıkarmak için bir çay fincanı suya bir yemek kaşığı çamaşır suyu ilave edin. Pamuklu bir bezi bu karışımla ıslatıp lekeli yeri silin.

Duvarları silerken

Evinizin duvarlarını sileceğiniz zaman hafif bir deterjanı suyla karıştırın. Duvarları bu karışımla aşağıdan yukarı doğru silmeye başlayın. Bu şekilde davranınca duvarda leke kalmasını önlersiniz.

Elma kabukları

Yediğiniz elmaların kabukların atmayın. Bunları güzelce kaynatın. Suyuyla tencerelerinizi ve mutfak takımlarınızı yıkayın. Her şeyin pırıl pırıl olduğunu göreceksiniz

Kireçlenmelere karşı

Çaydanlıkların içleri zamanla kireç bağlar. Çaydanlığınızı temizlemek için baş vurabileceğiniz pek çok yöntem vardır. Bunlardan en etkilisini hatırlatalım. Çaydanlığı suyla doldurup kaynatın. İçine bir yemek kaşığı limon asidi koyun.

Teflon tavalar

Sudaki mineraller ve nişastalı yiyecekler, teflon tavalarda beyaz leke bırakabilir. Böyle durumlarda tavayı, limon suyuna ya da beyaz sirkeye batırılmış süngerle silmeyi ihmal etmeyin

Yemek yanınca

Yemeği ocakta unuttunuz ve tencerenin dibi yandı. Tencerenin dibinde kalan yanık yiyecekleri temizlemek zor gelebilir. Tencereyi suyla doldurup yarım çay fincanı tuz atın. Yirmi dakika kaynattıktan sonra kapağını kapatıp bir gece bekletin.

Boya yaparken

Evinizde boya badana yaparken kapı tokmaklarına boya sürülmesinden korkarsınız. Daha sonra bu boyayı çıkarmak güç olur. Siz en iyisi kapı tokmaklarını ve pencere kollarını alimünyum folyo ile sarın. İki iş yapmaktan kurtulursunuz.

Pencere camları

Pencerelerinizde camları tutan macunlar dökülmeye başlarsa, onları yeniden macunlatmanız gerekecek. Ama bunu yapıncaya kadar, dökülen macunları tırnak cilasıyla yapıştırın. Bir süre rahat edersiniz.

BAKICIDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Çocuğunuzu kime emnet edeceksiniz?

 

Prof. Dr. Murat Tuncer; mükemmel anne-baba olmak isteyen aileler için hazırladığı `Çocuk Sağlığı Rehberi` adlı kitabında ailelerden kendisine gelen soruları ve önerilerini anlattı. Tuncer çocuk için doğru bakıcı bulmak için 10 püf noktası olduğunu anlattı:

 

1- Bakıcı seçerken mutlaka diksiyonunun düzgün olmasına dikkat edin. Çünkü özellikle bebekler, yedinci aydan itibaren çevresinde konuşulan dili öğrenmeye başlar ve hafızalarına her şeyi kaydeder. Yakınlarında birlikte oldukları kişinin konuşmasının bozuksa, ilk kelimelerden itibaren aynı yanlışları bebeğinizde de görebilirsiniz. Yani diksiyon önemli!

 

2- Bir bakıcıda aramanız gereken en önemli vasıf, çocuklara karşı gerçekten sevgi dolu olmasıdır. Çocuğa yönelik sert uyarılar, o­nu sevgi yoksunu yapabilir. Bakıcılar nedeniyle otistik bulgular gelişen bebek sayısı hiç de az değildir. Bakıcının cinsel organına vurarak cezalandırdığı çocuklarda, ergenlik döneminde önemli sorunlar ortaya çıkabilir.

 

3- Bir bakıcıyı işe alırken mutlaka çok iyi tanıdığınız birinin referansını arayın ve o­na göre kararınızı verin.

 

4- Yeni işe başlayan bakıcınızla gerekirse izin alarak bir süre birlikte evde olun ve çalışmasını gözleyin.

 

5- Kendi çalışma prensiplerinizi öğretin. Özellikle bebek bakımı, temizlik konusunda en ufak bir taviz vermeyin ve bu konuda çok titiz olduğunuzu hatırlatın.

 

6- Bebeklerin hislerine güvenin. Birlikte olmak istemediği bir bakıcıya bebeğinizi bırakmayın.             

                 ÇOCUK VE BEBEKLERİN BAKIMI

          Çalışan ailelerin en büyük sorunlarından bir tanesi de çocuk bakmaktır. Özellikle doğumundan sonra yavrunuzu kime emanet edeceğiniz endişe vericidir. Çocuğunuzu emin ellere teslim etmek en doğal hakkınız.Çocuklar enerji doludur. Koşmak ister , her şeyi öğrenmek ve sormak isterler. Onların bu hareketliliğine ayak uyduracak ruhsal ve kültürel yönden kendisini geliştirmiş kişileri seçiyoruz. Burada önemli olan sadece bakıcı bulmak değil; çocuğunuzu emanet edeceğiniz, eğitimli, donanımlı, titiz ve çocuğunuza hassas davranabilen , empati yapabilen donanımlı kişileri seçiyoruz.

           Bize başvuran adaylarda sorumluluk sahibi, işe zamanında gelmesi, yalan söyleyip söylememesi gibi konularda, titiz bir ön eleme yaparak sizlerin beğenisine sunuyoruz    

  Bize başvuran adaylarda sorumluluk sahibi, işe zamanında gelmesi, yalan söyleyip söylememesi gibi konularda, titiz bir ön eleme yaparak sizlerin beğenisine sunuyoruz

                   BEBEK VE ÇOCUKLARIN BAKIMI

             -Günlük sosyal gelişimine katkı sağlamak

             -Beslenme desteği

             - Temel ihtiyaçlarının sağlanması

             -Gün içerisinde arkadaşlık ve sohbet etkinliği

             - Kişisel ihtiyaçlarının belirlenmesi

             -Alerjisi olabilecek unsurlar varsa dikkat edilmesi

             -Yatılı bakıcılar bir gün(24 saat )izin kullanabilir

 

             -Gündüzlü bakıcılar ortalama 8-10 saat çalışırlar

TEMİZLİK PERSONELİ

Eviniz ; yorgunluğunuzu attığınız ,  belkide dinlenmeye tek vakit bulduğunuz yer.Her kadın evine geldiğinde mutlu, huzurlu günün yoğun temposundan kurtularak evinin temiz ve pırıl pırıl olmasını ister. Her kadın çalıştığı için ya da kendisine zaman ayırmak istediği için bir yardımcıya ihtiyaç duyar. Sizlerin daha az yorulup kendinizine daha çok zaman ayırarak yaşam kalitesini yükseltmek için kurumumuz olarak sizlere hizmet vermekteyiz.

Kururumuz sizlere ev işlerinde yardımcı olabilecek, yükünüzü omuzlarınızdan alabilecek , işinde kendisini yetiştirmiş personelleri size sağlıyoruz

 

TEMİZLİK PERSONELİ GÖREV TANIMI

-Yemek ,ütü ,çamaşır, bulaşık

-Yerlerin süpürülmesi ve vileda ile silinmesi

-Günlük işlerin yapılması(alış veriş, çocuğun okuldan alınması)

-Detaylı ve itina ile çalışılması

-Uygun yerde uygun malzemenin kullanımı

-Özel alana ve özel eşyaya saygı

 

-Ev sahibine saygı

Hasta ve Yaşlı Bakıcı Hizmetleri

• Günlük yaşam aktivitelerinin desteklenmesi

• Kişisel temizlik yardımı

• Tuvalet / banyo desteği

• Giyinme / soyunma desteği

• Ağızdan verilen ilaçların hazırlanması ve takibi

• Hayati bulgu takibi (Nabız / tansiyon / solunum / ateş ölçümü)

• Beslenme desteği

• Arkadaşlık / sohbet ve vakit değerlendirme

• Egzersiz desteği

Çocuk bakıcısı adaylarında dikkat ettiğimiz hususlardan bazıları;

Bebek ve çocuk bakımı yapabilecek nitelikler taşıması,

Mesleki eğitim almış olan adaylara öncelik verilmesi,

Özel yaşantısının düzenli olması,

Dış görünümüne ve hijyenine önem vermesi,

Güleryüzlü, sevecen, sabırlı ve saygılı olması,

 

Referanslı ve/veya tecrübeli olmasıdır.

 

 

 

 

 

 CAM TEMİZLİĞİ:

 

 

1-Elma sirkeli su

-Az bir miktar gliserin damlatılıp karıştırılarak silinir.

-Gazete ili parlatılırı.

NOT:Gliserin buğulanmayı önler. Çabuk kirlenmeyi önler.

 

2-Şekersiz  sıcak çay(Erkan Şamcı)

 

DUVAR TEMİZLİĞİ:

-1 litre sıcak su

-1 çay bardağı elma sirkesi

-2 yemek kaşığı arap sabunu

Karıştırılır ve nemli bez ile silinir.

 

YATILI BEBEK BAKICISI    

Yatılı bebek bakıcısı, haftada bir gün (24 saat) izin kullanır.Aile ile yapılan anlaşmaya göre bu izin günü hafta sonu veya hafta içindeki bir gün olabilir.

 

GÜNDÜZLÜ BEBEK BAKICISI 

Gündüzlü bebek bakıcısı ise hafta içi mesai günlerinde günde 8 veya 9 saat çalışırlar.Cumartesi ve Pazar izin günleridir.

 

Yaşlılarla İlgili Bilinmesi Gerekenler

Televizyon izleyebilmesi için de kumandanın koltuğunun yakınında bulunmalıdır.
Yaşlılar çok hassastır.
Bu nedenle oda sıcaklığından çok çabuk etkilenirler.
Oda sıcaklığının 20 C derece olması genel sıcaklıktır.
En yüksek ise 22-23 C derece olması gerekir.
Oda da cereyan olmamalıdır.Odanın her gün havalandırılması gerekir.
İnsanda 40 yaşından sonra yaşlılık belirtileri oluşur.
60 yaşından sonra daha da ilerler.
75 yaşından sonra insanın derisi,sinir sistemi daha çok hassas olur ve çoğu şeyden çok çabuk etkilenir.



 Paslı Eşyalar

Makas ve bıçaklardaki pas lekesini çıkarmak için en iyi çare gazdır. Pas olan yeri birkaç defa gaza batırılmış bir bezle silin. Sonra da yünlü bir kumaş parçasıyla kurulayın.

 

Kahve Dökülürse

Üzerinize veya halıya kahve dökülürse, lekeyi soğuk suyla ıslattıktan sonra hemen birkaç damla gliserin ile çitileyin.

 

Çivi Çakmak İçin

Duvara büyük çivileri çakmak hiç de kolay değildir. İnsanı oldukça uğraştırır ve sıvanın dökülmesine de neden olabilir. Bunu önlemek için çiviyi çakmadan önce sabuna bulayın. Böylece çivi duvara kolayca girer.

 

 Çiçekleriniz Bozuluyorsa

Evinizdeki çiçekler bazen böcek yüzünden kurur. Onların çiçek köklerini yemelerini önlemek için sigara külünden yararlanın. Çiçek köküne dökeceğiniz küller, böceğin hastalanıp ölmesini sağlar.

 

Koltukların Tozunu Alırken

Elektrik süpürgeniz yoksa ve koltuklarınızın tozunu almanız gerekiyorsa, şu yöntemi uygulayın. Tozunu alacağınız eşyanın üstüne nemli bir bez yayın, beze sopa ile vurarak tozunu çıkarın. Çıkan toz nemli beze yapışacağından hem oda tozlanmaz, hem de eşyalarınız tertemiz olur.

 

Güvelerden Kurtulmak İçin

Güvelerin dolaplarınızı istila etmelerini önlemek için, büyükçe bir portakal alın, üzerine kabuğu görünmeyecek kadar sık biçimde karanfil batırın. Bu karanfilli portakalı giyecek dolabınıza ya da sandığın bir köşesine koyun. Böylece güveleri giyecek dolaplarınızdan uzak tutmuş olursunuz.

 

Tahta Kapı Ve Çerçeve Temizliği

Ellerinizin beyaz veya açık renge boyanmış kapı ve tahtalar üzerinde nasıl kötü izler bıraktığını bilirsiniz. Tahta eşyalar böyle kirlendiği zaman yapacağınız işlem şundan ibaret: Çiğ bir patatesi ortadan ikiye bölün ve lekeli yere hafifçe sürün. Lekeler hemen yok olacak ve eşya eski haline dönecektir. Ayrıca tahta eşyayı temizlemek için şu yöntem de çok etkilidir. İki çorba kaşığı çayı kaynar su içine atın. Su soğuduktan sora renkli kapı veya tahta eşyayı sünger yardımıyla bu su ile yıkayın. Yumuşak bir bezle kurutun. 

 

Evinizi Toparlarken

Temizliğe başlamadan önce doğal olarak evde bir tur atıp şöyle bir etrafı toparlarız. Fakat bunu yaparken sürekli o odadan o odaya dolaşmak zorunda kalırız. Bu da epey bir zamanımızı alır. Evi toparlarken bilimize önünde büyük bir cebi olan bir önlük takarsak ya da elimize bir sepet alıp bütün yayıntıları biriktirip daha sonra ait oldukları yerlere koyarsak daha az zaman harcamış oluruz.

 

Cam Silerken

Cam silerken silme suyuna tuz koyulduğunu hiç duydunuz mu? Camlarınızı silerken suyun içine biraz tuz koyarsanız hem daha kolay temizlerin hem de tertemiz, pırıl pırıl olur. 

 

Yerdeki Cam Kırıkları

Herhangi bir cam eşyamız kırıldığı zaman kırılan eşyadan çok yere saçılan cam parçalarını nasıl toplayacağımızı düşünürüz. Böyle bir durumda bir parça ıslak pamuğu yerde gezdirirseniz cam kırıklarının pamuğa takıldığını ve camların kolaylıkla temizlendiğini göreceksiniz.

 

Kristal Avizeleri Parlatmak İçin

Kristal avizelermizin baş düşmanı sigara dumanı ve tozdur. Bu yüzden avizelerimizi sık sık temizlememiz gerekir. Fakat temizlerken deterjanlı su yerine karbonatlı veya sirkeli su kullanırsanız hem daha kolay temizlenir hem de daha geç kirlenir. 

 

Ezilmiş Halılar

Halılarınızın ezilmiş yerlerini düzletmek için, ıslak bir bezle ılık ütüyü bu ezilmiş yerlerin üzerinde gezdirin. bu işlemi yaparken ütüyü çok fazla bastırmamaya çalışın. Ezilmiş olan kısımların dikleştiğini göreceksiniz. Gerekirse biraz da fırçalayabilirsiniz.